Nepal - Tibet

Yine içimdeki seyahat etme, görmediğim kültürlere doğru yelken açma dürtülerim rahat bırakmadı ve l6/02/2005 günü kendimi Nepal’a giden Katar havayollarına ait uçağımın ilk durağı olan Doha’da buldum. Burada 4 saatlik bir bekleyiş vardı ama onun üzerine 3 saatlik rötar eklenince 7 saat bana işkence oldu. Çünkü Doha havaalanı oldukça küçüktü ve çok kalabalıktı, allahtan çok temizdi.

Nihayet Katar-Doha’dan hareket edip 5 saat l0 dakika sonra; l7/02/2005 de Katmandu’ya vardık. İlk intibalarım 2 milyon insanın yaşadığı bu şehrin oldukça yoksul oluşuydu. Zaten uçak inerken yukarıdan evlerin durumu bunu açıkça gösteriyordu.

18/02/2005 günü Katmandu’nun 4 önemli tapınağını gezdim. Birincisi Swoyambhu Management; Burası ölü yakma tapınağı idi, nehir kenarındaydı ve bu nehir Ganj’a akıyordu, ben oradayken 4 tane ölü yakılıyordu, fakat kullandıkları otlardan ve bitkilerden olsa gerek hiç kötü bir koku yoktu. Diğer tapınaklarda sırasıyla Bouddhanath, Pashupati ve Hiranayavarna adlarında, aşağı yukarı birbirlerine benzeyen, içlerinde ruhumu karartan resimlerle dolu tapınaklardı. İçimi karartmaları da doğal, çünkü o resimler ve figürler şeytanları kovma amaçlı yapılmışlardı.

Daha sonraki gün “Eskişehir” dedikleri, BHAKTAPUR’a gittim. Burası Katmandu’dan 20 km. ilerde 600 yıllık eski evlerden ibaret, l0 km2 lik bir alanda kurulu şehir... Bir an kendimi binlerce yıl öncesine ışınlanmış gibi hissettim. Evler, giysiler, atmosfer zaten sizi ister istemez öyle hissettiriyor.

Bundan sonraki rota 20 km2 lik NAGARKOT kenti idi. Aynı adlı, 2400 metre yükseklikte zirveye sahip olan bu “kentçik” in ardında da bütün heybetiyle muhteşem Everest beliriyordu, her haliyle de “dünyanın en büyüğü benim” diyordu...

Nihayet günlerden Pazartesi ve bugün Himalaya’lar ile tanışacağım. Sabah 05.30 da kalkarak, 08.00 de l8 yolcu alan, çift pervaneli minik bir uçakla hareket ettik. 90 Dakika süren Himalaya’lar turuna başladık. Bu güne kadar; bu ülkeyle birlikte 33 ülke gezdim, bunların içinde Alaska’dan-Finlandiya, Afrika’dan-Hawaii’lere kadar birçok yer gezdim, gördüm ama dünyanın hiçbir yerinde bu kadar ürkütücü, olağanüstü bir görüntü için deklanşöre basmamıştım. Ayrıca belirtmek isterim ki Nepal -Tibet sınırında 7000 metre yüksekliğin üzerinde Everest dahil l3 adet zirve oluşu Himalaya’ların ne kadar olağanüstü, heybetli oluşunu ortaya koyuyor.

Belki Himalaya’larda Everest zirvesine tırmanmadım ama zirvenin üzerinden uçmak bile insana inanılmaz heyecan veriyor, zirveye dokunmadım fakat yüreğimin oraya değdiğini hissettim ve inanın bir parçası da orada kaldı.

Gece hayatı 21.00 den sonra bitiyor. Zaten bar gibi yerler de l9.00–22.00 arası açık. Birkaç tane gece kulübü de muhafazakâr denilecek striptiz şovları yapılan canlı müzikli yerler...

22.02.2005 Günü sabah kahvaltıdan sonra, çok mütevazı olan iç hatlardan BUDA AIR ile 27 dakika süren bir uçuşla PUKHARA’ya geldik. Otelimiz; bahçesi rengârenk çiçeklerle dolu ve son derece huzur verici idi. Benimle birlikte olan rehberime günlük 4 $ ödüyordum; yeme, içme, yatak ve uçak masraflarını da karşılamama rağmen bana maliyeti toplam l2$ ı geçmiyordu.

Oteldeki odam kral dairesi gibi olup, sadece günlük l8$. Taksiler ise çok ucuz, 2,50$ a istediğin mesafeye gidebiliyorsun.

Rehberim Shamir’le otelden çıkıp yürüyelim dedik. Burada MACHAPURA adlı, 6993 metre yükseklikte bir dağ yükseliyor. Eteğinde de 8 km2 lik bir göl mevcut. Kısaca cennet gibi bir yer. Gölün kenarında bir caddesi var. Caddenin diğer tarafı şehir. 4 km kadar çarşıda yürüdük; dükkânlarıyla, pazarıyla, sokakta kobra yılanı oynatanlarla çok renkli, ilginç bir şehir, her yer renk cümbüşü. Sağa sola bakmaktan başım döndü. Biraz satıcılarla, çocuklarla sohbet ettim, 7 den 70’e İngilizce’yi çok düzgün konuşuyorlar. Bir de kendime yöresel; kolları ve yakası işlemeli, oldukça uzun bir gömlek aldım, gene sudan ucuz 4$.. Akşamüzeri l8.00 de Nepal Halkoyunlarını izlemeye gittik o da çok ilginçti, hareketleri bale tarzındaydı ve çok zarifti.

Çok sayıda tapınaklar gezdim ve inceledim. Daha önce de gittiğim Tayland ve Singapur’daki tapınaklarla ortak özellikleri vardı. Bunlar şekiller, semboller, renkler, resimler ve heykellerle büyük bir karmaşa şeklinde bana ürkütücü geldi. Tabii Budizm’le ilgili bilgimin olmayışı ve bizim camilerimizdeki sadeliğe, aydınlığa, huzura alışkın olmamın da bunda etkisi var.

Nepal’da, Katmandu’da ve tüm ülkede kendine özgü değişik bir koku hissettim, bunu her yerde yaygın olarak kullanılan tütsüler ve oradaki bitkilerin etkisi olarak düşündüm. Zaten çok gezenler bilir, dünyadaki her yerin kendine has özel bir kokusu vardır. Caddelere cadde demek mümkün değil, çok dar, karşılıklı iki araba zor geçiyor, binlerce motosiklet, on binlerce yaya, trafik tam bir keşmekeş, ancak her şey sanki ağır çekim gibi, insanların hiç acelesi yok, sakin ve yavaşlar. Yaklaşık bir aylık gezim süresince küçük de olsa trafik kazası görmedim. Tek olay benim yaya olarak, tekerlekli bir çekçek’e çarpmamdı, o da benim sakarlığımdan oldu.

24.02.2005 Günü 2800 metre yükseklikte 1300 nüfusu olan JOMSOM adlı kasabaya yine l8 kişilik küçük uçakla 25 dakikada geldik. Pervaneli uçak, eski minibüse kanat takmış sanki uçuyor. Vadiler zaten 3000 m. rakımda, vadinin iki tarafı dağlar sinsilesi şeklinde ve yaklaşık 6000 metrenin üzerinde. Uçağın her iki camından baktığınız zaman dağların gözükmesi insanda, uçakla değil de sanki minibüsle kanyonda gidiyormuşsunuz hissini uyandırıyor.

Burası, bir vadiye kurulmuş, yaklaşık 700 metre uzunluğunda bir caddesi olan (cadde havaalanına paralel olarak uzanıyor) Doğu Anadolu’muzdaki kasabalara benzeyen bir yerleşim yeri. İki tarafında 6000 metrelik zirveleri olan dağlar bembeyaz. Boğaz konumunda olduğu için de sürekli dondurucu bir rüzgâra sahip. Hiç motorlu taşıt yok. Karayolu olmadığı için tek ulaşım küçük uçaklar. Yollar parke taşlı, etrafta bol miktarda at ve eşekler var. Gündüz –2C gece –20C olmasına rağmen, kalorifer, klima, soba, şömine gibi şeyler kullanmıyorlar, anlaşılan insanlar soğuğa karşı oldukça dayanıklı, ama ben çok üşüdüm. Havaalanına indiğimde tüten bir baca aradım, bırakın tütmeyi baca bile yok... Anlaşılan odun sobası daha icat edilmemiş.

Kasabanın caddesinde; birkaç bakkal, çayevi, bir-iki restoran ve bir de Dans Salonu gördüm, bu benim çok hoşuma gitti.

Yarın sabahtan itibaren 7 günlük bir dağ yürüyüşü turum başlıyor. Vadilerden, patikalardan, günde ortalama l5 km.lik yürüyüşlerle turu tamamlayıp Jomsom’a geri döneceğim. Sırt çantalarıyla yapacağım bu yürüyüşlerde umarım donmam. Yokluklarla dolu bu yerdeki en büyük eğlencem, dillerini anlamasam da birkaç kanallı TV yi izlemek.

Jomsom’dan sırt çantalarımızla yola çıktık. Sırasıyla EKLEBHATİ, KAGBENİ, JHARKOT, MARPHA, TURCHE bu kasabalar 600–1000 kişilik nüfuslara sahip, tek katlı taş evler, görüntüler nostaljik, huzur verici, insanlar gülen gözlerle size bakıyor, kasaba ya da köyler arasında kesinlikle patika dışında yol yok. Yürüyüş ile 5–8 saat arası sürüyor. Yaşım gereği tabii ki sonlara doğru, sanki bastığım yere ayaklarım yapışıyor ama duş ve yemekten sonra insanın bedenine tatlı rehavet çöküyor, yüreğine ise acayip bir huzur ve keyif doluyor. Tam yatıp uyumayı planlarken oteldeki yerel çalışanlar ve birkaç turistin beni ve ülkemi merak etmeleri bu planımı suya düşürdü, hemen yanımda her zaman taşıdığım Türkiye ile ilgili ve Afrika seyahatimdeki fotoğrafların bulunduğu CD den onlara slâyt gösterisi sundum, çeşitli broşürlerle onları bilgilendirdim, çok hoşlarına gitti, mutlu oldular. Odama çekildikten sonra kitap okurken doğal olarak hemen uykuya daldım. Derin uykudan sonra sabah 06.00 da uyanmanız tabii ki çok kolay. 07.30 da sağlam bir kahvaltıdan sonra güzel manzaralar ve doğada yürüyüş başlıyor. Trekking olayını bitirdikten sonra tekrar Jomsom’a döndük, gece otelde konaklayıp sabah PUKHARA’ya pervanelimizle dönüş yapıp, birkaç gün de orada dinlendikten sonra Katmandu’ya geldik.

Katmandu’da bir tur firması ile 6 kişilik kafile ve 9 gün için 500$ a, Landrower cip ile Tibet’e gitmek üzere anlaştık. 26$ vize ücreti ödendi ve yola çıktık. Yollar berbat, dağlar, vadiler muhteşem, Himalaya’ların arasındaki yüksek vadilerde yavaşça yol alarak sınırı geçtik. Ancak 4000 metrenin üstü bana yaramadı, sağlığım bozuldu, nefes darlığı ve şiddetli baş ağrısı çekmeye başladım. Tibet’in TONG LA kasabasına geldik. Ilık duş, biraz istirahat, hafif akşam yemeği, birkaç aspirin; tüm bunlar nafile sabaha kadar süren oksijen azlığı ve baş ağrısı ile çok rahatsız oldum, kesin burada ölüp kalacağım saplantısı oluştu ve sabah yola devam edemeyeceğimi, tekrar Katmandu’ya (1350 metreye) dönmemin daha uygun olacağına hep beraber karar verdik. Tur lideri iyi niyetle, verdiğim paranın büyük bir bölümünü iade etti. Katmandu’ya giden otobüsteki yerimi ayarladılar. Otobüs yolculuğum tüm gün sürdü ve Nihayet Nepal’a vardım, inanın ancak 3 günde düzelebildim ve dönüşte Katar’ın başkenti Doha’da geceledikten sonra ver elini İSTANBUL. Aktarmalı Adana’ya uçuş vee yaşadığım şehir MERSİN evim evim güzel evim heyoooo.