PAKİSTAN

Yazımın başında hatırlayacağınız üzere, Ankara dan, trenle yola çıkmış, İran ı karayolu ile dolaşmış, tabiri caiz ise tadı damağımızda kalarak Rehberimiz ve üç arkadaş, Pakistan sınır kapısı Taftan a gelmiştik. Yoksulluk daha sınır kapısında kendini gösteriyordu. Neredeyse barakadan bozma sınır kapısı binası. İçerde aynı şekilde soğuk içecek ve çay satan büfesi olan bir binada, pasaport işlemlerimizi çok kolay yapıp. Güler yüzlü, dost canlısı gümrük memurlarının olduğu daha düzgünce sayılabilen binada sırt çantalarımız aranmadan kolaylıkla kardeş ülke Pakistan a giriş yapıyoruz. Yorulmuştuk, yanda baraka gibi bir çay ocağına benzer yerde yorgunluk çaylarımızı içiyoruz, Bu arada Pakistan da ilk günümüzde 4x4 pikapla, 16 saatte geçebileceğimiz yolu, fiyatta anlaşamadığımız için Eski bir otobüsle, ter kokusu içinde olmak üzere hareket ettik. Taftan çölü, seraplarıyla bizi bekliyordu. Yanımıza yeterince su ve yiyecek aldıktan sonra tek şeridi olan bozuk yola toz ve aşırı sıcakta giriş yaptık, yol o kadar kötü ve dardı ki, neredeyse iç organlarımız sarsılmaktan yer değiştirdi. Karşıdan başka bir araç geldiğinde biri mutlaka diğerine yol vermek zorunda idi. Molalarda durduğumuzda lokantalarda yer sofralarında yemek yedik. Tuvaletler iğrenç olduğunda, çevredeki ağaçlıkları tercih ettik. Otobüsün ön tarafında büyükçe bir su termosu ve bir bardak vardı, herkes o bardağı kullanıyor, anlaşılan hijyen denen şeyle henüz tanışmamışlar. Birde ilginç olan otobüs sahibinin en önde şoför ün yanında bildiğimiz yatağı var ( herhangi bir rahatsızlığı veya özrü yok) adam rahatına düşkün yatarak gidip geliyor. Bagajlar otobüsün üstünde olduğundan her durakta muavin otobüsün üstüne çıkp bagaj veriyor. Bir keresinde şoför muavini üstte unutmuş, o arada hızımız saatte 80 km. kadar dışarıda birisi tavana asılı feryat ediyor beni içeri alın diye durduk muavin miş. Birkaç namaz molasından sonra ( molalar namaz vaktine göre ayarlanmış) çölde 800 Km. geride bırakıp, akşam geç saatlerde Quetta ya vardık. Düzgün diyebileceğimiz bir otelde odaları ayarladık duş ve yemekten sonra odalarımıza çekildiğimizde, günün yorgunluğundan uymak değil adeta sızmıştık. Pakistan da önemli sorunumuz, dil ve temizlikti, Ülkenin fakir oluşu buna etkendi. Ülkenin neredeyse tümünde, belediye hizmeti diye bir şey görememiştim. Quetta da fazla oyalanmada, Trenle Lahor a doğru yola çıktık. Tren şehir dışına çıktığında, çöl devam ediyor, çölün ortasında, sazdan ve kamıştan yapılmış barınaklar ve çadırlardan ikinci bir kasaba kurulmuş, açık tuvaletlerin olduğu, Açlık sefaletin, susuzluğun ve doğal olarak ölümün kol gezdiği Afgan mülteci kampının içinden geçerken, gördüklerim karşısında insanlığımdan utandım. Tren neredeyse her istasyonda duran, yavaş gitmesine rağmen sıkılmadığım bir yolculuk oldu. Çünkü yeni coğrafya izliyor, değişik kültürü gözlemliyordum. Trenimiz çölden çıkıp dağlara sardığında manzara güzelleşmişti ama dağlarda bırakın bir ağacı, ot bile yoktu. Bu arada trende çok sayıda ağır silahlı asker olması, ayrıca her istasyonda benzer görüntü ve ağır makineli tüfek yuvalarını görünce, Pakistan ın güvenli olmadığı konusunu düşündürdü. Gece bile çok sıcak olmasına rağmen trende klima olmadığından camlar açık olmasına rağmen vücutlarımızdan su fışkırıyordu. Ertesi gün bir şehirde tren durduğunda başı sarıklı, bir grup trene binerek her kompartımanda dini konuşmalar yapmaya başladı, bunlardan bir grup ta Ülkemizde var, biz tabi Pakistan dilini bilmediğimizi söyleyince bizi pas geçtiler. Ve bir gece yarısı Lahor a geldik, bir anda etrafımızı kul iler sardı (valiz taşıyan kırmızı giysili istasyon hamalları). Uzun mücadeleden sonra taxi ye kadar sırt çantalarımızı taşıma fikrinde onların dediği olmuştu.
LAHOR; Milyonlarca insanın, karmaşık trafik arasında, aynı anda binlerce korna sesinin arasında, pislik ve yoksulluk içinde yaşadığı bir şehir. Şehirde kanalizasyonlar açıkta, yağmur yağdığında caddeye taşan, bunun kibarca sı yok kısaca her yer bok içinde oluyor, basmamak için dikkatli olmanız, paçalarınızı da sıvamanız gerekiyor. Lahorda görülmesi gereken yerler; Food street denilen büyük cadde her yer lokanta ve yol ve kaldırımda masalar. Her yerde açıkta pişirilen, satılan et ve yemekler, ama lezzetli, enteresan bir yer. Minaret-ül Pakistan, MallRoad (ana cadde) ve Moğollar döneminden kalma Shalimar Garden (Kale ve içinde saray). Bu arada bir tapınak dikkatimizi çekiyor, Jain tapınağı: Geçmişi bin yıllık olan bir din ve Pakistan gibi şeriatla yönetilen bir ülkede anlayışla karşılanıyor. Jain ler Pazar günü ayin yapıyorlar, ayinde kadın, erkek çıplak ibadet ediyorlarmış, tabi ayin e kendilerinden olmayanları almadıkları için fotoğraf çekemiyorum. Bana göre lahorda en önemli yer Badşahi Camisi, Moğollar döneminde yapılmış, 20 bin insanın aynı anda namaz kılabildiği, muhteşem ötesi mimarisi olan yüzlerce yıl önce yapılmış ihtişamlı sanat eseri. İlginç olanda Lahor Hindistan sınırına çok yakın, sınırda her akşamüstü yapılan bayrak töreni. Bunu da biraz Hindistan a gösteriş için yapıyorlar, seçme asker ve subaylardan oluşan ( Askerlerin boyu 2 metreden aşağı değil) süslü ve göğüsleri madalya dolu askerler, gerçekten güzel bir askeri tören yapıyorlar.
Ertesi gün aynı sınır kapısı Vaga Border e gidiyoruz, Pakistan a elveda deyip, Hindistan a geçiş yapacağız. Ancak sınırda pasaport polisleri biraz işi uzattılar, baya bir sorgu sualden sonra çıkışlarımızı alıp, aradaki tampon bölgeyi yürüyerek Hindistan sınırını geçiyoruz. Pakistan da az kalma sebebimiz, güvenlik nedenleri idi, gidecek olanlara dikkatli olmalarını öneririm.