Olimpos ta tatil yaparken TRT. İnt. ten sn İsmail Ragıp
Gecmen aradı. Ve TRT nin 45 dakika sürecek bir programına
konuşmacı olarak konuk olup olamayacağımı sordu. Konu,
6 yıldır Dünyayı dolaşmam dı. TRT de canlı yayındaki diğer
konukta benim gezgin olan sn Zafer Bozkaya idi. Sizlere
Sn Bozkaya yı tanıtmama gerek yok www.hindistangezi.com
ve www.irangezi.com a göz atmanız yeterli olacaktır.Ayrıca
kendisine Program öncesi tanışmış, programda kaynaşmıştık.
Ve asıl macera şimdi başlıyordu, 37 kere Hindistan a gitmiş
bir gezgin-rehberdi. Ve 26 Temmuz.2007 de sabah 07.40
ta başlayan tren yolcuğumuz Ankara dan başladı. TCDD nin
temiz ve kaliteli servisi olan treni ile. Ülkemizin güzelliklerini
izleyerek, Yolculuğumuz devam ediyordu. Tunceli bölgesine
gelindiğinde coğrafi koşullar nedeni ile tren yavaş gidiyordu,
Bu bölgeyi geçinceye kadar trende özel güvenlik birimleri
koruma yapıtılar ki o bölgede daha önce teröristler treni
bombalamışlar tüm tren yanmış yanık vagonlar hurda halinde
rayların ötesinde etrafa saçılmış vaziyette yatıyorlardı.
Daha sonraki rotamızda Van-Kapıköy sınır kapısına kadar
da askeri birlik korumasında gidilmişti. Tatvan da güler
yüzlü kaptan ve gemicilerin olduğu feribotla yolumuza
devam ederken gemide hayli neşeli saatler geçirdik, İranlı
kızlı erkekli bir grup genç, kendi müzikleri ile oynuyorlardı
izlerken, Van iskelesine rüzgârdan dolayı geminin zor
yanaştığını kimse fark etmemişti. Van a geçerek, yaklaşık
100 km ilerdeki Kapıköy sınır kapısına ulaştık. Burada
Polis çıkışlarımızı aldıktan sonra, İran trenine transfer
olduk. Görevliler güler yüzlü son derece misafirperver
insanlardı, İran polisi pasaportlarımızı toplamaya geldiğinde
( vizemizi tren hareket halinde iken verdiler, işlemler
çok kolaydı) Farsça da harici, turist demek, bizde hariciyiz
dediğimizde Pasaport polisi ‘’ Türkler ne zamandan beri
harici, siz bizim öz kardeşlerimizsiniz,, diye güzel bir
cevap aldık.ki bu yakınlığı Ankara dan hareket ettiğimizden
bu yana İranlı kadın ve erkek yolculardan da görmüştük.Daha
gezinin başında sanki evimizde gibiydik. İran treninde
de verilen hizmet ve restoran daki yemekler mükemmel ve
ucuzdu. Tebriz şehrini gece yarısı geçtiğimizden ancak
biraz izleme yapabildik. Bu arada gündüz gözü ile İran
içlerinde giderken köyler kasabalar göller izliyoruz,
coğrafya olarak İran çölün ortasında ve Urmiye gölünü
gördüğümde, göl suyu çok azaldığından km.lerce çekilmiş,
anlaşılan küresel ısınma ve kuraklık buralarda da etkili
olmuş. Ertesi akşam Tahran a yorgun indiğimizde, tren
görevlisi gelerek, kompartımanımızdaki tv nin bozuk olması
nedeniyle bizlere adam başı ikibin tümen para iade etti,
şaşırmıştık. Sanırım sosyal devlet anlayışı bu olsa gerek.
İkinci şok, trenden indikten sonra, Birçok kişi kardeşlerimiz
gelmiş diye bizleri ( dört kişiyiz) ısrarla evlerine davet
etmesi, bütün yorgunluğumuzu almıştı.
TEHRAN (Tahran): İran ın başkenti olmakla birlikte ülkenin
en büyük şehridir. Tahran ın kuruluşu neolatik çağlara
dayanır. Elbruz dağlarına sırtını yaslamış küçük bir kasabadan
bu güngkü haline binlerce yıldır birçok medeniyete beşiklik
ederek gelmiştir.1197 yılında mogollar bölgeyi işgal ettiğinde
önem kazanmaya başlamış, 1783 yılında Kacar hanedanını
başkenti olunca, siyasi önemi artmıştır. Bu gün çevresi
çöl olmasına karşın, 16. yüz yılda orman ortasında olması,
çevresinde temiz suları olan nehirlerin bulunması, ödönemde
yazılan kayıtlarda yer almaktadır. Tahranda başlıca görülmesi
gereken yerler; Bazar-ı Bozurg ( büyük kapalı çarşı),
Tochal teleferikle çıkılan yazın insanların piknik yapıp
serinlediği yer buna benzer ikinci yer ise Derbent adıyla
anılan Tahran sıcağında insanları buz gibi suların aktığı,
parklar, bahçeler, kafeler ve restoran ların bulunduğu
bölgedir. Cemşit tepe ye çıkmayıda ihmal etmeyin. Bunun
yanında mutlaka görülmesi gereken yerler; Niyavaran sarayı,
Millet sarayı müzesi, Güzel sanatlar müzesi, Etnolojik
araştırma müzesi, Ulusal halı müzesi, Arkeoloji müzesi
( burada Hammurabi kanunlarının yazılı olduğu kil tabletlerin
orijinalini ve 3. yüzyıldan kalma, madenci olduğu sanılan
tuz adamın cam içindeki, bozulmamış bedenini görebilirsiniz.
Ayrıca 7 bin yıllık buluntular var) Tabi buraları gezerken
sıcaktan bunaldığımızda, geçmişi 700 yıla dayanan camiler
e gidip gölgesinde sırt çatmalarımızı yastık yaparak dinlenmemiz,
bizleri rahatlatıyordu. Bu arada belirtmekte fayda görüyorum,
susadığınızda taze meyve suyu satan yerlerden, Kavun +
karadut tan buz ile mix edilmiş meyve suyunu mutlaka içmelisiniz.
İSFEHAN; Sanat eserlerinin çokça bulunduğu, 15.yüzyılda
600 bin nüfusu ile Dünyanın en büyük şehriymiş. Bu şehir
size İran ın gerçek kültür ve sanatını yansıtan, mistik
ve sakin bir yerdir. İsfehan ın ortasından geçen Zayende
Rud nehri çevreye hayat verdiği gibi, üzerindeki Si-o
Sel Pol köprüsü Şah Abbas döneminde 1602 yılında, 33 ayak
üzerine yapılmış adeta bir sanat eseridir. Bir akşamüstü
ayakların kenarındaki çayhanelerde mutlaka oturup etrafı
seyredip birkaç bardak çay içmelisiniz. Başlıca görülmesi
gerek yerler ise; Menar-e Junban (sallanan minare), Chehel
Sutun ( kık sutun) sarayı, İmam camii ve içindeki türbe,
Ali Qapu sarayı, Şeyh Lütfullah camii ve alışveriş için
Tahran da ki çarşı benzeri Bazaar ve Qayseriye kapısı.
İranda mutlaka izlenmesi gerek birde hangi şehirde olursanız
olun, Zurhane lere gitmelisiniz. Zurhane; Pehlivanların
dini müzik eşliğinde, dualar okunarak antrenman yaptıkları
salonun genel adıdır, Buralarda İran ın Dünya çapında
başarılar kazanmış güreşçileri yetişmiştir. İsfahan da
güzel anılarımızı geride bırakarak, Şiraz a doğru yola
çıkıyoruz.
ŞİRAZ; Faes eyaletinin başşehri olup, tarihi Akemedit
dönemine kadar gider, Tarihi eserleri, şairler, filozoflar,
ünlü savaşçılar, kıralar ve gülleri meşhur bir İran şehridir.
Şehir merkezindeki Kerim Han kalesi ve pizza kulesi kadar
eğik dev Köşe burcu ile ünlüdür. Ayrıca Hammurabi nin
efsane Kanunlarının yazıldığı Persepolis antik şehrine
60 km. mesafededir. Şiraz da balıca görülmesi gereken
yerler, Vekil Camii iç işlemelerinin sanırım Dünyada başka
eşi yok. Şah Çerag Türbesi ve camii, Bin yıl kadar önce
yapılmış Dervaz-e Kur’an ( Kur’an kapısı), İrem bağları,
1324–1391 yılları arasında yaşamış, Fars dili ve edebiyatının
ünlü sanatçısı Hafız ın türbesi, Vekil pazarı denilen
tarihi çarşısı, Mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında
gelir. Birde Eski tarihi hamamlar, günümüzde çayhane veya
restorant lara dönüştürülmüş, otantik ve akustik olduğundan
çoğunda canlı müzik eşliğinde yemek yemek sanki lokantada
değil uçan halı üstünde yemiş gibi olduk.
PERSEPOLİS; Akamenid lerin tören merkezi ve Büyük pers
imparatorluğunun başkenti olan Pesepolis, antik İran hakkındaki
çok önemli bilgileri, dev taş yazıtlar üzerindeki bilgilerle
günümüze aktarmış, meşhur Hammurabi kanunları ile ünlü,
geçmişi mısır piramitleri kadar olan, ancak ününü, M.Ö
521 imparator 1. Darius sayesinde duyurmaya başlamıştır.
Persepolis in tapınak Saray bölümü 125 bin metrekare kadardır.
İçinde Apadana sarayı, kışlık saray ve yüz dev sütun üzerine
kurulan ana hükümet binası bulunuyor, bu arda tüm yolların
iki tarafında da yazıt ve heykellerle süslü olması yabancı
elçilere güç ve gövde gösterisi amacıyla yapılmış olduğu
söyleniyor. Ayrıca o dönemde hüküm sürmüş imparatorlar
ve eşleri için yapılmış kaya mezarlar günümüzde hala ihtişamını
korumaktadırlar.
YEZD; Tarih boyunca, ipek yolunu izleyen yolculuklar,
çölde vaha olduğu için mutlaka Yezd ten geçerlerdi, önemli
yl ayırımında olduğundan bu gün bile önemli bir noktadır.
Sasaniler dönemindeki kıral 1.Yezdan ın anısına yezd adı
verilmiştir. Şehrin tarihi büyük İskender zamanına dayanmaktadır.
642 yılında Arab işgalinden sonra, İpek yolunun vazgeçilmez
noktası olmuştur. 14 yüzyıldan itibaren, Cengiz Han ve
sonrada Timur un yıkımlarından büyük zararlar görmesine
karşın, ticaret yolu üzerinde olmasından her seferinde
kendini toparlamıştır. Bu şehir aynı zamanda Zerdüşt dinin
kurulduğu ve yayıldığı noktadır, ancak Hıristiyan lıktan
sonra ortaya çıkmış, sonrasında da İslamiyet o bölgede
hızla yayılınca arada eriyip gitmiş te olsa, bugün bu
kentte çok miktarda Zerdüşt dinine mensup insanlar, inançlarını
ve ibadetlerini serbestçe sürdürüyorlar, günümüzde sayıları
birkaç yüzbin kadar olan bu dine mensup insanlarda 80
bin kadarı Hindistanda, çok az sayıda da ülkemizin doğu
Anadolu kısmında mensupları vardır.. Zerdüşt ler M.S 300
lü yıllardan buyana, etraflarının çöl olmasına karşın,
doğanın olağanüstü zor şartlarına sabırla mücadele etmeleri
ve toplumsal yaşamda karşılaştıkları sorunları sakince
halledebilen huzurlu insanlardır. Yezd de Ateşgede tapınağında,
470 yıldır sönmeyen ateş, o günden beri rahiplerce 24
saat sönmeden yanmasını sağlamaktadırlar. Zerdüşt inancına
göre, toprağın temiz kalabilmesi için, ölü bedenleri gömmek
yerine, Dakhme (sessizlik kulesi) denilen, vahşi hayvanların
ve etobur kuşların yemesi için kent yakınlarına kuleler
inşa etmişler, ya da yüksek tepelere özel yerler hazırlamışlardır.
Ancak 1960 yılındaki bir kararla, İran örf ve adetlerine
ters düştüğü için ölülerini gömmektedirler. Bu kentte
oniki tane tarihi bazaar bulunur. Görülmesi gereken yerlerin
başında, Emir camii, Cami mescidi, 12 imam türbesi, 1750
yılında inşa edilmiş, Kerim han tarafından yaptırılmış,
Bagh-e Devlet Abad sarayı. Ve Zerdüşt tapınağı dır. Bu
arada 200 yıldır işletmeye açık olan Malik-o Tüccar otelinde
bir gece de olsa kalmanızı, ve birkaç yüzyıllık eski hamam
dan restoran a dönüştürülmüş lokanta da yemek yemenizi
öneririm. Buradan otobüs ile 16 saat süren yolculuğumuzdan
sonra Meşhed deyiz.
MEŞHED; Horasan eyaletinin merkezi olan meşhed de tarih
boyunca ipek yolu üzerinde önemli ticaret ve konaklama
yeri olduğundan, Ticaretin getirdiği zenginlik ile gelişmiş
İran şehridir. Meşhed,in bir diğer önemi de Şii inancının
önemli ziyaret merkezi oluşudur. Şehre geldiğinizde Altın
kubbeli ve çini sanatıyla süslenmiş minareleri olan camiler
dikkatinizi çekecektir. Meşhed in tarihi, İmam Rıza nın
yaşamıyla başar diyebiliriz, İmam rıza 12 imamdan 8.dir.
817 yılında yediği üzümlerden zehirlenerek ölmüş ( rivayete
göre Halife Me’mun tarafından zehirlenerek öldürülmüştür),
ve türbesi burada inşa edilmiştir. Günümüzde her yıl en
az 12 milyon Şii tarafından türbesi ziyaret ediliyor,
hergün türbe başında binlerce insan hala ağıtlar söylüyor,
ben bile Arapça, fars ça bilmediğim halde dinlediğim ağıtlardan
müthiş etkilenmiştim. Orijinal türbe, 9. yüzyılda Halife
Harun reşit tarafından yaptırılmış, 18. yüzyılda türbeyi
içine alan bu günkü muhteşem cami inşa edilmiş. Gevher
Şad Camii, Timur un oglu Şahruh tarafından 1418 yılında
yapılmış, sanat eseri değerinde olan bu cami hala mükemmel
durumda olup ibadete açıktır, görülmesi gerekir. Kur’an
müzesi, burada yüzden fazla elyazması kuran bulunmaktadır,
Bunların dışında; Haci Rabi’nin kabri, Nadir Şah türbe
ve müzesi ve halı müzesi görülmeğe değer yerlerdir.
GENEL DÜŞÜNCEM; Tahran ın dışında tüm şehir ve kasabalarda
mistik havayı yakalıyabiyorsunuz. Türk lere sonsuz sevgi
ve saygıları olduğu gibi en ufak bir sorununuz olduğunda
çok yardımcı oluyorlar, Neredeyse iki kişiden biri Türkçe
bildiğinden dil sorunuda yaşamazsınız, Rejim baskısı diye
bir şey kesinlikle gözlemlemedim, kadın, erkek insanlar
rahat ve son derece huzurlular. Satıcılar yapışkan olmadığı
gibi pazarlık etmenize hiç gerek yok, çünkü dürüst insanlar.
Tek sıkıntım. Şehirlerarası yollardaki dinlenme yeri yok
denecek kadar az ve düzgün değildi.
İran rotamız bitmek üzere, Sınır kasabası Zahidan a geldik,
gece konakladıktan sonra, sabah bir taksi ayarlayarak
İran ın Mijaveh sınır kapısından pasaport işlemlerimiz
kısa sürede, rahatlıkla ve gülen yüzlü polislerince adeta
uğurlanarak, tampon bölgeyi yürüyerek geçip, Pakistan
sınır kapısı Taftan a geldik.
Özet: Bir bayan dahi, İran a oranın örf ve adetlerine
uymak kaydıyla, hiçbir sorun yaşamadan son derece güven
içerisinde, tek başına seyahat edebilir. Grup olarak gitmek
isterseniz de değerli rehberim Zafer Bozkaya nın http://www.irangezi.com
sitesinden bilgi alabilir.