Delhi tren istasyonunda indiğimizde yine her zamanki
karmaşa içinde buluyorum kendimi. Gezilecek yerlerin önemi
ve güzelliklerini düşünerek, kendimi relax konumuna alıyorum.
Fotoğraf makinemi, yedek enerji kaynağımı son kontrolden
geçirip, Delhi sokaklarına dalıyorum. Yeni Delhi, Hindistan’ın
başkenti ve üçüncü büyük şehridir. Burası aslında Old
– Delhi (Delhi) ve New – Delhi olarak iki parçadan oluşmuştur.
Old Delhi, 12. ve 19. yüzyıllarda Hindistan’da Müslümanların
hâkim olduğu dönemde devlet merkeziydi. 12. ve 19. yüzyıllarda
Eski Delhi’nin başkent olduğu ve Müslümanların yönetimde
olduğu döneme ait pek çok cami, medrese, kale ve anıtsal
yapı bulunur. New – Delhi ise 1911 de İngiliz’ler tarafından
inşa edilmiş, bu gün modern şehir havasında ve görüntüsündedir,
Motorlu ve bisikletli rikşaların girmesi yasak, orta kısımlarında
sarayı andıran ulusal meclis binası, kilometrelerce uzunlukta,
Ağaçlı ve havuzlu parklar olan, bu ülkede gördüğüm en
düzenli şehirdir.
Tarih boyunca Delhi adında buraya 8 değişik yerleşim
merkezi kurulmuştur. Bunların en eskisi şimdiki Purana
Quila (Eski Kale) civarında kurulan İndraprastha’dır.
Delhi’nin son Hindu kralı Tomar ve Hanedanı, bugünkü adıyla
Qutab Minar’a kadar olan bu bölgeyi 12. yüzyılın başlarına
kadar ellerinde tutmuşlardı. İkinci şehir, 12. yüzyılda
Allah-ud Din tarafından günümüzdeki Hauz Khas civarında
kurulmuştur. Üçüncü şehir olan Tughlakabad, Qutab Minar’ın
10 km. kadar güneyindeydi, şimdi tamamen harabe halindedir.Dördüncü
Delhi, Jihanpanah, Tuglak hanedanı tarafından Qutab Minar
civarında, 14. yy.da kurulmuştur. Beşinci Delhi, Firuzabad
olarak adlandırılmış ve şimdi Old Delhi sınırları içinde
olan Firuzşah Kotla bölgesinde kurulmuştur. Timur’un,
Hindistan serfi sırasında buradaki bir camide namaz kıldığı
kayıtlara geçmiştir.Altıncı Delhi, Moğol hükümdarı Hümayun’u
yenerek kontrolü ele geçiren Afgan kralı olan Şher Şah
tarafından, günümüzdeki Purana Quila civarında kurulmuştur.İmparator
Şah Cihan tarafından 17. yüzyılda kurulan Şahcihanabad
yedinci Delhi’dir ve bugünkü Old Delhi’nin temelini oluşturur.
Bu şehir büyük oranda korunmuştur ve bu döneme ait Red
Fort ve Cuma Mescidi gibi önemli anıtsal yapılar günümüze
kadar bozulmadan gelmiştir.Sekizinci Delhi, İngiliz’ler
tarafından 1911 yılında kırılan ve başkent ilan edilene
Yeni – Delhi’dir. Delhi, tarihi boyunca birçok kez işgale
uğramıştır. 14. yüzyılda Timur ve 1739 da Pers kralı Nadir
Şah şehri yağmalamış, ünlü Kuh-i Nur (Nur Dağı) elması
ile kendi krallık tacını süslemiştir. İngiliz’ler kenti
1803 yılında ele geçirmişler, ancak 1857 de bile Delhi,
İngiliz’lere karşı direnişin merkezi olmuştur. Ülkenin
bölünmesinden önce, çoğunluğu Müslüman olan ve Urdu dili
konuşulan şehirde bölünmenin ardından çoğunluk Sikh ve
Hindu’lara geçmiştir.
Görülecek yerler
Old Delhi
Şahcihanabad isimli 7. Delhi’nin surları Red Fort – Kırmızı
Kale’nin batısından itibaren yıkıntılar halinde uzanmaktadır.
Bu duvarın en kuzeyindeki Keşmir Kapısı, İngiliz’lerin
ümitsiz mücadelelerinin izlerini taşımaktadır. Bu kapının
batısındaki Sabzi Mandi’de buradaki savaşta ölen İngiliz’lerin
anısına yapılmış (İngiliz’lerin diktiği) bir anıt bulunmaktadır.
Old Delhi’nin ana caddesi, rengârenk bir Pazaryeri görünümündeki
Chandi Chowk’tur. Burası 24 saat süren müthiş kalabalığı,
düzensizliği ve kaosu ile Hindistan’ın başka bir yönünü
yansıtıyor gibidir.
Red Fort :
Bu kalenin Hint Dilindeki ismi Lal Qila (Lal=kırmızı,
Qila=Kale) ismini kalenin yapıldığı taşların renginden
almıştır. 1648 yılında Moğol imparatoru Şah Cihan tarafından
yaptırılmıştır. Şah Cihan bu kaleyi yaptırmış olmasına
ve bu şehrin kendi ismini (Şahcihanabad) taşımasına rağmen,
başkent olarak Agra’yı tercih etmiştir. Red Fort’un yapıldığı
günler Moğol imparatorluğunun en güçlü olduğu dönemlere
rastlar. İmparator, Delhi sokaklarında büyük bir ihtişamla
bir filin üzerinde gezintiye çıkar ve gücünü herkese gösterirdi.
Divan-ı Aam :
Kelime anlamı “Halkı Dinleme Salonu” olan bu yerde İmparator,
halkın şikâyetlerini ve önerilerini dinlermiş, Bu salonun
duvarları mermer kaplı ve kralın oturduğu taht çeşitli
değerli taşlarla süslüymüş, ancak iç savaş sırasında soyulmuş.
Bu salon, daha sonra İngiliz Lord’u Curzon tarafından
restore edilmiştir.
Bahai Tapınağı – Lotus Temple
Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan 7 Bahai tapınağından
birisi de Tughlakabad’tadır. Bahai tapınakları; bulundukları
yörenin kültürel özelliğini yansıtacak bir mimariyle yapılmaktadır.
Delhi’deki Bahai Tapınağı, Lotus Çiçeği biçimindedir.
Ve Delhi nin neredeyse uluslar arası sembolü olmuştur.
Tabanı 34 m., yüksekliği 70 m. Olan tapınağın tamamı beyaz
mermerdir. Lotus Tapınağının çevresini saran 9 havuzdaki
su, droğal bir klima etkisi yaratmaktadır. Lotus çiçeğini
oluşturmak için yapılmış olan 45 Lotus yaprağı, tabana
alttan bağlı olarak havada asılı duruyormuş hissi veren
şaşırtıcı bir mühendislik eseridir. Tapınağın için son
derece sakin ve sessizdir. Bu durum, yapının çok geniş
bir iç mekânı olması ve tapınakta konuşmanın tamamen yasak
(!) olmasındandır. Bahai tapınakları dünyanın her yerinde
bütün ırklar, dinler ve kastlar için “Tanrıya ibadet’e”
Adanmıştır. İbadet saatlerinde Bahai dininin kurucusu
Hz. Bahaullah’ın ilk sözleri, felsefesi ve kutsal metinleri
okunur. Burada bu ibadetin dışında her türden ibadet yapmak;
puja ve meditasyon yapmak sessiz olmak şartıyla serbesttir.
Bahai Din ve hac merkezi olan harika mimarı yapıyı gezdikten
sonra, müze bölümüne gittiğimde kapıda bizi karşılayan
görevli, hangi ülkeden olduğumuzu ve ne dili konuştuğumuzu
sorup, birkaç saniye beklememizi rica etti, sonrasında
çok şık giyimli ve güzel bir bayan yanımıza gelerek Türkçe,
hoş geldiniz dedikten sonra bize Türkçe olarak rehberlik
yapacağını ve elindeki Türkçe broşürlerden birer tane
verdi, şaşırmıştım. Meğer kim hangi ülkeden gelirse gelsin,
herkesin kendi dilinde bilgi alacağı rehberleri varmış.
Diğer önemli görülmesi gereken yerler ise; 1659 yılında
yapılan Moti Mescit, Renkli saray anlamına gelen, Rang
Mahal, Kıraliyet hamamı, Jama Mescjit, Raj Ghat, Nehru
müzesi, İndia Gate burası dev özgürlük anıtının bulunduğu
yerdir. Ulusal müzede M.Ö ait çok sayıda eser görebilirsiniz.
1193 yılından beri yıkılmamış, Kutup Minaresi 73 metre
yüksekliği ile bakarken boynunuzu ağrıtacak hayretler
düşeceksiniz. Ve Old Delhi deki Hindu tapınakları, Görmekle
bitmeyecek yerler. Dilerim bir gün sizlerde gidersiniz.