Her zamanki gibi rahat bir tren yolculuğundan sonra Agra
ya geliyorum, yıllardır görmek istediğim heyecanını duyduğum
Taj mahal i nihayet görebilecektim. Sırt çantamın sıcakta
verdiği ağırlıkla İstasyon önüne çıktığımda, Hindistan
ın geleneksel kalabalığının boğucu etkisiyle karşılaştım.
rikşa trafiğinin yoğunluğu ve turistlere karşı aşırı ısrarcı
ve yapışkan halkı ile sıradan bir kuzey Hindistan şehri
olan Agra ya. Birçok turist Delhi’den günübirlik bir tura
katılarak gelmeyi tercih ediyor. Ancak, Agra’da Tac Mahal’den
başka görülmeye değer pek çok yerin de var olduğunu belirtelim.
Agra, 1501 yılında Sikandar Lodi krallığının başşehri
olmuş, ancak kısa süre sonra Moğolların eline geçmiştir.
Agra’da Babür ve Hümayun dönemlerinde erken Moğol tarz
mimari örnekleri ilk kez görülmeye başlandı. Agra, Ekber
zamanında görkemli eserlerle yükseldi. Şehrin çok yakınındaki,
Fetihpur Sikri’nin başkent olarak ilân edilmesi bunda
etkili olmuştur. İmparator Şah Cihan, kendi döneminde
Agra’da önemli mimari eserler meydana getirdi. Bunlar,
Tac Mahal, Agra Kalesi, Cami Mescit ve diğerleridir. Delhi’deki
Red Fort ve Cuma Camisini de Şah Cihan’ın yaptırdığını
belirtmiştik. 1761 de şehir Jat’ların eline geçtiği zaman
birçok anıt yıkılmış, bu sırada Tac Mahal bile olumsuz
etkilenmişti. Bu anıt eserlere 1770 de Maratha’lar ve
1857 de İngiliz’ler zamanındaki şiddetli çarpışmalar da
zarar vermiştir. Agra, Yamuna nehrinin batı kıyısında
ve Delhi’nin 200 km. kadar güneyinde kurulmuştur. Şehrin
eski bölümü, kalenin kuzeyinde ve bugün Kinari Market
diye bilinen yerde kalmıştır. Modern görünümlü yeni şehir
ise Cantontment bölgesini de içeren Sadar Bazar bölgesidir.
Tac Mahal
Bir tek yapının bütün bir ülkenin sembolü olmasına Eiffel
Kulesi, Özgürlük Anıtı veya Piramitler örnek olarak gösterilirse,
Tac Mahal’in de Hindistan’ı temsil ettiğine hiç kuşku
yoktur. Bu ünlü Moğol anıtı, İmparator Şah Cihan’ın, karısı
Mümtaz Mahal’in anısına yaptırdığı bir anıt-mezardır.
Mümtaz Mahal, 17 yıl evli kaldığı imparatora 14. çocuğunu
doğururken 1629 yılında ölmüş ve Şah Cihan’ı dayanılmaz
acılar içine sürüklemiştir. İmparator, bu acı kayıptan
sonra 2 yıl süreyle yas tutmuş ve çok sade bir hayat sürmeye
başlamıştı. İmparatorluğunu genişletmek ve yeni ülkeler
fethetmekten çok mimari alanında sanat eserleri meydana
getirmeye yöneldi. Şah Cihan, eşine olan sevgisinin büyüklüğünü
bütün dünyaya kanıtlamak için bu anıt-mezarı yaptırmaya
karar verdi. Şimdilerde Tac – Mahal diye bilinen bu anıtın
esas ismi Mumtaz Mahaldir. Hint dilinde (Z) harfinin olmaması
ve bunun yerine (J) harfinin kullanılması nedeniyle Mumtaj
Mahal olarak tanınmış, bu isim de zamanla Taj Mahal olarak
yaygınlaşmıştır.
Tac Mahal’in yapımına 1632 yılında başlanmış ve anıt,
21 yıl sonra 1653 de tamamlanmıştır. Yapımında sadece
Hindistan’dan değil Orta Asya’da birçok yerden getirilen
toplam 20 bin işçinin çalıştığı bilinmektedir. 2,5 ton
ağırlığındaki mermer bloklar 300 kilometre uzaklıktan
taşınırken sayısı bine yaklaşan filler kullanılmıştır.
Bu blokların yapının tepesine çıkartılması için 3.2 km.
uzunluğunda bir rampa yapılmıştı. Anıtın baş mimarlığını
Şiraz’dan gelen İsa Khan üstlenmiş ve zamanın ünlü sanatçıları
olan Bordo’dan Austin usta ve Venedik’ten Veroneo ustalar
kendisine asistanlık yapmıştır. Bir efsaneye göre Şah
Cihan, Tac Mahal’in yapılmasından sonra buna benzeyen
başka bir eser yaratmaması için mimar İsa Khan’ın sağ
elini kestirmiştir.
Tac Mahal’in tamamı çok ince kesilmiş mermerlerle işlenmiştir.
Mermerlerin içi oyularak yerleştirilen çeşitli yarı değerli
ve değerli taşlarla yapılan çiçekler, dallar, süsler çok
ilginç ışık oyunları yapmaktadır. Bu kakma işleme sanatının
adı “pietra dura” dır. Bulunduğu geniş arazi, yamuna nehrinin
kıyısında kurulmuş iki girişi olan yemyeşil bir bahçedir.
Kapılar birer cami şeklindedir ve kırmızı taştan yapılmıştır.
Bu yapıların üzerine Kuran’dan ayetler işlenmiştir. Bu
binaları geçince Tac Mahal’e açılan, ortasında uzunlamasına
iki havuz bulunan bir yola gelirsiniz. Tac Mahal’in bu
suda yansıması da çok çok güzeldir.
Agra Kalesi
Ekber tarafından 1565 yılında yapılmaya başlanmış ve çeşitli
eklerin inşasıyla Şah Cihan tarafından bitirilmiştir.
Kale, askeri amaçlı olarak yapılmışsa da Şah Cihan burayı
bir saray olarak kullanmıştır. Yukarıda belirttiğimiz
gibi Şah Cihan, yaşamının son günlerinde büyük oğlu Âlemgir
tarafından buraya hapsedilmiş ve penceresi Tac Mahal’e
bakan bir odada ölmüştür. Kalenin çevresi 2,5 km. uzunluğunda
ve 20 metre yüksekliğindeki duvarlarla koruma altına alınmıştır.
Kaleye, bir duvarı Yamuna nehrinin kıyısında bulunduğu
için sadece güneyindeki Amar Singh Kapısından girilebilir.
Kalede, geceleri ses ve ışık gösterileri yapılmaktadır.
İtimad-ud Daulah
Agra’da görülmesi gereken üçüncü önemli yer olan bu türbe,
İran’lı soylu Mirza Gıyas Bey’in türbesidir. Bu zatın
güzel kızı Nur Cihan, imparator Cihangir ile evlenmiş
ve bu evlilikten adına Tac Mahal’in yapıldığı Mümtaz Mahal
doğmuştur. Bu türbe, 1628 yılında Nur Cihan tarafından
yaptırılmıştır. Mimari yapısı Cihangir için Lahor’da yapılmış
bulunan türbeye benzemektedir.Bu anıt mezarın yapı özellikleri
Tac Mahal’inkine çok benzemekle birlikte daha küçük boyutta
olması bu işin daha detaylı ve daha ince işçilikle yapılmasını
gerektirmiştir. Mermer içine değerli taşları kakma sanatı
olan Pietra Dura burada çok daha ince bir hassaslıkla
gerçekleştirilmiştir.
Ekber’in Kabri
Delhi – Agra asfaltında şehrin 4 km. kadar dışında bulunan
bu türbe büyük Moğol hükümdarı Ekber’in defnedildiği yerdir.
Ekber, kendi sağlığında kişisel felsefi görüşleri doğrultusunda
İslami, Hindu, Budist, Jain ve Hıristiyan motifleri bir
araya getirerek dinlerin kardeşliği ilkesini ortaya koyacak
bu yapıyı inşa etmeye başladı. Ölümünden sonra oğlu Cihangir
babasının planlarının çoğunu değiştirerek bu yapıyı ortaya
çıkarttı. Türbenin en ilginç özelliği ana girişte görünmeyen
Bülend Darwaza isimli güney girişidir. Buradaki mermerlerin
işlenmesindeki ustalık, minarelerin dizilişi adeta Tac
Mahal’in gelişinin bir habercisi gibidir. Girişin üstündeki
Kuran-ı Kerimden yapılan bir alıntıda “Burası cennet Bahçeleridir,
içeri girin ve ebediyen yaşayın” yazmaktadır.
Aslında fotoğraf ve anlatılanların yetersiz kaldığını,
Oralara gidip mistik havayı kokladığınızda anlayacaksınız.
Eğer ben tek başıma veya birkaç arkadaş Hindistan a yalnız
gitseydik, Hindistan rotamızda bu kadar muhteşem yerleri
36 günde değil beklide üç aydan önce bitiremez ve birçoğunu
da görmeden gelebilirdik ve yukarıda verdiğim bilgileri
sizlere sunamayabilirdim. Bu nedenle rehberimiz ve arkadaşımız
sn Zafer BOZKYA’ ya tekrar minnetle teşekkürlerimi sunarım.
( http://www.hindistangezi.com