FİNLANDİYA - İSVEÇ (Yelkenle Baltık Denizi)

Finlandiyalı dostum Kari Ilman’nın girişimleri sonucu, Vaasan Merenkynajat r.y. Yelken kulübünün davetlisi olarak, Finlandiya nın başkenti Helsinki’ye uçtum. Avrupa da gördüğüm başkent ya da şehirler hiç benzemiyordu, her açıdan mükemmel, düzgün temiz caddeler, saygılı insanların bulunduğu ortamda, insan kendisini iyi hissediyor. Bu ülkeye yelken yapmaya geldiğimden, ülke ve şehirler konusuna fazla girmeyeceğim. Helsinki den sonra Tampere şehrine geçip görülmesi gereken yerleri gezdikten sonra, Baltık Denizi kıyısındaki 35 bin nüfuslu Vaasa kentine geçtim. Haziran ayı olduğundan 24 saat ortalık aydınlık, zaten 21 Haziran günü Kuzey ülkelerinde bir çeşit bayram (sönmeyen ışık) güneşin 24 saat ortalığı aydınlatması sonucu kutlamalar yapılıyor.

Vaasa ya geldikten sonra yelken basacağım, Cinderella (teknenin adı) ile tanışmaya gittim. 9.35 m. boyunda 1903 yılında Colin Archer tarafından tasarılanmış, ancak tekne o projeye göre yeni imal edilmiş. Flok, genova ve ana yelkenden başka balonda basılabiliyor. Anlayacağınız denizci bir tekne.

15 Haziran’da saat 13.57’de kumanya, yakıt vs. ihtiyaçlarımızı tamamladıktan sonra bir süre Vaasa bölgesi Optimist yarışlarını izledik. 126 Optimist’in yarıştığı bu yarışlar çok ilgimi çekmişti. Küçük bir bölgede bu kadar Optimist olması çok enteresandı. Yolcu yolunda gerek diyerek, barometre 1005 MB.’ı gösterirken hava sıcaklığı 14 C idi. Rüzgâr S-SE’den 5 knot kadar esiyordu. Rotamız 24 mil mesafedeki Rönnskaren Adası. Vira Bismillah deyip iskeleden makineyle ayrıldık ve yelkenleri bastık. Gördüğüm manzara karşısında bir rüya mı endişesine kapıldığım anlar oldu. Manzara küçük küçük yüzlerce ada ve adaların üzeri çok büyük çam nevi ağaçlarla dolu. Yeşil ve Mavinin her türlü tonu mevuttu. Bu arada telsiz her yarım saatte bir İngilizce ve Fince olarak hava raporu veriyordu. Hedefimize 5–6 mil kala telsizdeki anons dikkatimizi çekti. Rüzgârın, şiddetini arttırarak fırtınaya dönüşeceğini ve denizcilerin en yakın sığınaklara gitmeleri için uyarı yapıyordu. Biz az yolumuz kaldığından, zaten başka sığınacak yerimiz de olmadığından, hedefimiz olan Rönnskaren Adasına vardık. Bizden önce iki çocuklu bir aile adaya sığınmış, bira ile yorgunluk çıkarıyordu. Onlara özenip, birer bira da biz açıp yorgunluk çıkarmaya başladık. Biraz içtikten sonra elimdeki biranın ağzı, rüzgârda çarmık tellerine eşlik edercesine rüzgârdan ötüyordu. Bir an bana çocukluğumu hatırlattı.

Rüzgâr iki gün 48–60 knot arası estiğinden 48 saat adada mahsur kaldık. Ama adada bir sauna ile dayalı döşeli bir sığınma evi vardı. 2 Gün boyunca bizden sonra da gelen yat personelleri ile beraber çok neşeli ve güzel anlar yaşadık. Daha sonra radyonun, havanın giderek düşeceğini söylemesi üzerine Rönnskaren’den 38 mil ilerideki Köklot adasına 35 knot rüzgârla yelken bastık. Ancak ana yelkenle 2. floku hiç açmadan, 1. floku da ancak 10–11 m2 açarak geniş apazda teknemizin hızı 7,2–8 knot hızla yolumuza devam ettik. Bu arada barometre 995 MB.’ı gösteriyordu.

Rönnskaren’de olduğu gibi Köklot adasında da yine bir sığınma evi ve sauna mevcut idi. Gece saat 02.00’da diğer yatçılarla beraber büyük bir ateş yakarak, Finlandiya’ya has makara (bir tür nefis sosis) pişirip, biralarımızı içtikten sonra teknelerimize çekildik.

Ertesi gün sabah 06.00’da kalkıp bir süre motorla yol aldıktan sonra, çıkan hafif rüzgârla yelkenlerimizi de açıp, yelken motor 22 mil mesafedeki Vaasa kentine tekrar döndük. O gece Vaasa’da kalarak biten iki kasa biramızı yeniledik. Sabah 06.00’da barometre 1008 MB.’ı gösteriyordu. Rüzgâr 10–12 knot arasında değişken idi. Hava sıaklığı benim şansımdan olsa gerek + 17 C idi. Vaasa’dan demir alıp, yaklaşık 62 mil mesafedeki İsveç’in Umea kentine rotamızı çevirdik. Umea’dan İsveç e giriş yaptıktan sonra, teknemizi neta ettikten sonra, araba kiralayarak birkaç gün İsveç’te dolaştık, Yelkenden sonra, karada dolaşmak cazip gelmediğinden, teknemize tekrar dönmeyi uygun bulduk. Açık denize çıktıktan sonra, deniz bayağı kabarık ve kuzucuklar vardı. Rüzgâr 25 knot civarında basıyordu. 18 saat süren yoldan sonra Umea’ya vardık. (samimi olarak yazıyorum, korkudan zaman zaman inanılmayacak derecede güzel dualar ettim. Korkum içinde Sadun Bora ağabeyim beni affetsin.) Bu arada şunu belirtmek isterim ki dönüşümüz çok rahat oldu. Zira İsveç’in Umea kentinin denizcileri, 82 parçalık bir filo olarak bizim dönüş yapacağımız Vaasa’ya gelmek üzere yola çıkmışlar, uçuşan dev kelebekler gibi, rengârenk yelkenleri deniz üzerinde süzülüyorlardı. Manzara görülmeye değerdi.


Toplam tatilim 15 gün olduğundan diğer zamanlarımızı, sabah yelken basıp, akşamüstü dönüp, geceleri de Finlandiya’nın ilgi çeken yerlerini görmekle geçirdim. Son gün ise, Vaasa Yelken Federasyonu’nun düzenlediği törene katıldım. T.Y.F. Başkanımızın gönderdiği şilti ve Mersin Yelken İhtisas ve Yat Kulübü’nün flamasını, Vaasan merenkyntajat r. y. Kulüp Başkanı Sn. Matti Varteva’ya, Federasyon Başkanımız ve Kulübümüz adına, Mersin Yelken Kulüp Başkanı olarak takdim ettim. Onlar da bana bir şilt, federasyon bayrağı ve benim için hepsinden önemlisi, Baltık Denizi’nde yelken basanlara verilmek üzere CERTIFICATE IN SEAMANSHIP’in belgesini verdiler.

Baltık denizinde yelken yapmaya doyamamıştım. Kısmet bu ya 1996 yılında, Finlandiyada yapılacak, yelken yarışlarına yelken hakemi olarak davet edildim (o dönemlerde Milli Yelken hakemi idim), tabi görev kutsaldır ilkesi ile hemen kabul ettim. 5 gün süren yarışlardan sonra, Finli arkadaşım ve teknesi Cinderella ile Yüzlerce ada arasından (Finlandiya kıyılarında toplam 32.000 ada mevcut) 16 mil mesafedeki Köklot adasına yelken bastık. Saat 21.40’da adaya ayak basıp, ateşimizi yaktık. Ancak sivrisineklerin dört tanesi bir adamı götürür. Gece sadece iki saat kadar hava biraz kararıyor. Güneşin doğuşunu 02.00’da izleyip temiz bir uyku çektik. Korkunç bir sessizlikte, martı benzeri kuşların çığlığı; uzayda değil dünyada olduğumuzu hatırlatıyor. Sabah kahvaltıdan sonra rüzgâr yok. Barometre 1015 MB. Gösteriyor. Motor sesinin dezavantajı ile vira bismillah deyip yelkenleri açıyoruz. (Finlandiya’ya gidişimin ikinci amacı ise TURKU kentinde, her 4 yılda bir yapılan eski yelkenli yat şenliği; Bu teknelerin en yenisi 50 yıllık, en eskisi 118 yıllık. Orijinal hallerini muhafaza etmişler. Resmi kayıtlara göre kenti ziyarete gelen bu teknelerin sayısı 160 adetti).

İlk vardiya, bana bu seyahat imkânlarını tanıyan Fin’li arkadaşım Kari ILLMAN’ındı. Birkaç saat seyirden sonra, yekeyi devir aldığımda Baltık Denizi ve hava, hala uyuyordu. Rüzgâr yok ve motorla gidiyoruz. 5 Yıl önce yine bu denizde şiddetli bir fırtınaya yakalanmıştık. Sanki Baltık bunu telafi ediyor. Gökyüzü yakın, bulutlar sanki 14,5 metrelik direğimizi yalayıp geçiyor ve ufuk çizgisi çok yakınımızda. Bir ara kendimi bir yumurtanın tepesinde gibi hissettim. Açık denizde karadan’dan 35 mil uzaklıkta olmamıza rağmen derinlik 23 metreyi gösteriyor. Baltık zaten sığ bir deniz. İki saate yakın dümende kaldıktan sonra dümeni oto pilota bıraktım. Köklot’dan ayrılalı 16 saat oldu ve zaman zaman sadece yelken, bazen de yelken-motor giderken, rüzgâr yavaş yavaş bastırmaya başladı. Kuzucuklar boy gösterir oldular ve ben huylu huyundan vazgeçmez diye düşündüm. Çünkü rüzgâr 30 mil civarında basıyordu. 25. Saatimizde VESIJOHTO adasının mini limanına epey yorgun olarak girdik. İlk işimiz yemek yapıp afiyetle yemek oldu. Bir etapta 156 mil yol yapmıştık. Rüzgâr batıdan hep aynı yönden estiğinden rotamıza göre tekne sancak kontra dar apazda hızımız saatte ortalama 6 mil’in altına düşmedi. İşin kötüsü hep aynı pozisyonda gitmekten sol kol ve bacağım çok yoruldu. Beş saatlik derin uykudan sonra tekrar yol hazırlığımızı yaptık, limandan ayrıldık. Rüzgâr 25 mil arası ve tekrar açık denizdeyiz.

Birkaç saat sonra açık deniz rotamız bitti, Cinderella adalar arasına bir martı gibi daldı. Rüzgâr iyi, binlerce ada olduğundan fazla rüzgâra rağmen deniz küçük bir göl gibi sakin. Saatlerce Cinderella’nın suyu yardığında çıkardığı muhteşem sesi dinledik. Bu arada adalar arası düz bir rotada iki saat kadar balon da bastık. Bu da ayrı bir zevk. Bu arada kasette Vangelis’in 1492’si çalıyor, gel keyfim gel! Bazen iki ada arasından geçerken elini uzatsan adaya değecek gibi oluyor, iki adanın arası 8–12 m. civarında, derinlik 5–6 metre, enteresan görüntü oluşturuyor, tabi bu kısımları motor gücü ile geçiyoruz. Bu arada adalar arasında yüzlerce balık çiftlikleri görüyorum. Adaların bazılarında köyler var. Mini feribotlar çalışıyor, bazılarında da bizim Boğaz Köprüsü’nün minyatürünü inşa etmişler.

Saat 22.20 civarında Turku kentine (nüfus 200.000) varmak üzereyken müthiş bir yağmur başladı. Bugün 86 mil yapmışız. VHF ile irtibat kurduğumuz iskelede, çok güzel bir kız, baş halatımızı alıp bağladı. Sabah uyanıp kahvaltıdan sonra eski yelkenli teknelerin bağlı olduğu, şenliklerin yapıldığı Fiyort’a doğru yol aldık. Koylar fiyort gibi ensiz fakat şehrin içine kadar girmiş.

Teknelerin bağlı olduğu Fiyort’un girişinde inanın şok oldum. Sonradan edindiğim bilgiye göre sayısı 160 olan bu tekneler 15–35 metre arasında. Aralarında çift direkli 50 metrenin üzerinde boyu olan, birkaç tekne daha vardı. Bunlardan INGA-LILL (1947’de) Finlandiya’nın Porvoo limanı’nda inşa edilmiş; İki direkli ve direk boyu 25 metre idi. Toplam 250 m2 yelkeni var. Tekne, kaptan ve 6 mürettebattan oluşuyor. 1991’de yenileme yapılmış. Ben ve Kari bir gün bu teknede misafir edildik. (Kari’nin arkadaşları). Akşam oldu mu teknedeki herkes bir müzik aleti çalabiliyor, akordeon, çello, trompet, bateri ve bizim cümbüşe benzer bir müzik aleti ile güzel bir konser ve güzel danslar sonrası yatmamız sabah 04.00’ü buldu.

31 Temmuz günü bu teknelerin veda günü (bu arada bu şenliği dünya çapında tanıtabilmişler, tekneler arasında Yeni Zelanda dâhil tüm dünyadan tekneler gelmiş, ayrıca özellikle Finlandiya içinden ve Avrupa’dan birkaç yüz yelkenli, motor-bot ve binlerce turist bu festival için Turku’ya gelmiş). Sabahın ilk saatlerinde bu yaşlı tekneleri uğurlayacak irili ufaklı, yelkenli, motorlu; İnanın abartmıyorum 1000’in üzerinde tekne ile adalar arasında geniş bir denize çıktık ve bu 160 teknenin geçiş rotasında demirledik. Seyir başladı, inanılmaz görüntü saat 10.00’dan 18.00’e kadar sürdü. Bu seyri izledik ve Turku’ya veda ederek 45 mil mesafedeki NAUVO adasına rotamızı çevirdik. Rotamız üzerinde KIRKKOLAITURI adasına kısa süre için uğradık. Bu ada üzerine Helsinki Üniversitesi, 1733 yılında Cüzam Hastanesi kurmuş. Halen ada müzeye dönüştürülmüş, üzerinde müze görevlileri ve balıkçılar yaşıyor. Kilisesini ve cüzamdan ölenlerin mezarlığını ziyaret edip adadan ayrıldık. Gecenin ilerleyen saatlerinde Nauvo adasının limanına bağlandık. Her adada olduğu gibi, barlar, restoranlar (canlı müzik), market, çamaşırhane yani yok yok! Sabah saat 10.00’da yelkenler fora, rüzgârımız iyi, teknemiz 5–7 mil hız yapıyor. Bu arada aynı rota üzerinde seyreden üç tekne ile kapıştık, gizli bir yarış, tatlı bir rekabeti üç saat kadar yaşadık.

1 Ağustos günü saat 21.35’de 47 millik yoldan sonra Finlandiya anakarasındaki 30.000 nüfuslu USIKAUPONKİ kentinin yat limanına bağlandık. Saunadan sonra restoran da biraları yudumlarken garson kız bu gece kentte festival var dedi. Teknemizden 500 metre ileride herkes yere battaniye serip, piknik sepetleri yanlarında, hepsinde bir gazlı gemici feneri, sahne için büyükçe bir platform kurulmuş. Önce klasik, sonra pop konseri vardı. Millet yerlerde yiyip-içip tempo tutup dans ediyor, biz de katıldık. Gece onlar eğlenmelerine devam ederken, teknemize dönmek zorunda idik, sabah yolumuza dinç devam etmeliydik.

2 Ağustos günü barometre bayağı düşüktü. 1002 MB. Yağmur arada bir ciddi bastırıyor, rüzgâr da 30 mil civarı. Limandan çıkmamayı da bir ara düşündük ama ana yelkene camadan vurup 2. flok tamamen sarılı, 1. flok yarım, Bismillah deyip (ki Kari de Bismillah demeyi öğrendi) iskeleden ayrıldık. Camadan vurduğumuz iyi olmuş, deniz kuvvetli şekilde oynak, biz adeta denizde sekiyoruz. Cinderella baştan dalgayı parçalıyor. Serpintiler üstümüzde, hava soğuk 10 C. Bir süre sonra açık denizdeyiz ve Baltık kuduruyor. Rüzgâr 30, arada 40 mil yapıyor. 1. Flok’u da tamamen sardık, ana yelkende camadan, hızımız 6 mil. İşin kötüsü rüzgâr güneyden 185 dereceden esiyor. Biz ise tam kuzeye çıkıyoruz, yani puya seyrindeyiz. Pupa seyrinde tekne çok yalpa yapıyor. Bir aralık sancak-iskele yapmaktan, teknenin içinde her şey nerdeyse yer değiştirdi. Bu durumda, dalgalara düzen tuttuğumuzdan, yeke hayli kuvvet istiyor, saatte bir dümen alıyorum. Saatte 7 mil hızla 41 mil yolu epey zorlanarak aldık. Ama nihayet akşamüstü REPOSAARİ adası ufukta belirginleşti ve adalar zinciri ile anakaraya yakınız. Rüzgâr, deniz ve zaman zaman sağanak yağmur bastırıyor. Vikingler’in gök tanrısı Tor (Tore) şimşeklerini üstümüze salıp bizi korkutmak istiyor. Denizle mücadele etmek azgın boğa ile mücadele etmek gibi bir şey, farkı bizimki mutlu son oluyor ve REPOSAARİ adasının limanındayız, yorgunuz. Yelkenleri ve tekneyi derleyip toplayıp duşumuzu alıp, yemeğimizi yiyoruz. Bu ada yaklaşık 3,5 km2, üzerinde 800 Finli yaşıyor. Neşeli insanlar (akşam uğradığımız iki bardaki intibalarımızdan anlıyoruz). Sabah adayı gezdik. Adada karaya çekilmiş 1894 yılında Helsinki’de inşa edilmiş 27.15 m. boyunda, 5.08 m. genişlikte, su kesimi 2.70 m. olan Hinaaja ms. SANTTU isimli buharlı gemi müze olarak duruyor. Tabiî ki inceledik, harika bir şey, denizden koptuğu için biraz hüzünlü gibi duruyor.

Tekrar rüzgâra dönüyorum, gece boyunca arttı, çarmık tellerini bırakın, direk bile rüzgârdan uğulduyordu. Radyo ile meteorolojiyi aradık, 42 mil rüzgâr olduğunu söyledi, yani saatte 75 km.’ ye varan bir rüzgâr ve bunun birkaç gün süreceğini ısrarla belirttiler. Özellikle benim moralim bozulmuştu, geriye Vaasa’ya 180 millik bir yolumuz vardı ve benim zamanım kalmıyordu. Karar verildi, Cinderella’yı burada sabitleyip, 25 km. uzaklıktaki adalar arasında PORI şehrine ulaşıp otobüs ile Vaasa’ya dönmek. Cinderella öksüz, yetim gibi öylece Reposaari’de kaldı ve biz döndük. Vaasa’dan Helsinki bir gece sonra, İstanbul aktarmalı Adana ve Mersin. Bizim rüya da bitti. Bu arada Cinderella ile toplam 407 mil yapmışız. Tüm deniz severlerin rüzgârı bol olsun.