Pantalan - Brezilya

PANTALAN; Amazon’un güney bölgesi, yüz ölçümü 365 bin KM2, yani Türkiye’nin yarısından büyük bir alan. Bu bölgenin merkezi Campo Grand şehrine gelip, konaklıyoruz ve bölge ile ilgili detaylı bilgiler topluyoruz,

Campo Grand’tan ayrılıp 310 km sonra Pantalan cangılının girişinde bir gece mola verip, kasabadan ihtiyaç listemizin eksiklerini tamamlayıp, bölgeye giriyoruz. Bu bölümde yollar toprak, ahşap köprüler, hangi tarafa bakarsanız, cangıl orman, nehir, göl, bataklık, bazen korkunç bir sessizlik, bazense vahşi yaşamdaki hayvanların sesleri ürkütücü. Bataklıklar ve göller timsah kaynıyor, hava aşırı sıcak ve nem oranı %90 larda, giysilerimiz adeta ıslak. Nerdeyse nefes almakta zorlanıyoruz ve dünyadaki bütün sivrisinekler burada toplanmışlar, sivrisineklere, kovucu sprey de etki etmiyor, bu durumda bizlere, sivrisineklerle kahramanca savaşmaktan başka çare kalmıyor. Kamyonumuz buralara giremediği için bulabildiğimiz en iyi araç,1956 model kamyonet oluyor, sonrasında çok kahrımızı çekti ama biz de ona çok yardım ettik, her kontak kapamadan sonra, hep beraber itekleyerek çalıştırıyorduk. Bazen görüntüsünden çok eski ve çürük olduğunu sandığımız ahşap köprülerde, geçmeden önce bizler iniyorduk, o nazlı gelin edasıyla geçiyor, sonra biz köprüyü yaya geçip kamyonetimizle kucaklaşıyorduk. Gündüzleri yol alıp, bu muhteşem cangılda, fotoğraflar çekip, akşamüzeri de uygun yerlerde kampımızı kuruyor, günün kritiğini yapıp, çektiğimiz fotoğrafları tartışıyorduk. Yolun bittiği yerde kamyonetimizle vedalaştık,

Yeni dostlarımızla tanıştık, birkaç gün de kahrımızı onlar çekecekti, Atlarımız. Bir kısmı da kamp malzemelerimizi taşıyacaktı. Ben öncelikle her zaman yaptığım gibi yine atımla, sesime sevecen bir ton vererek konuştum, aramızda duygusal bağ olması şart, aksi halde, ters hareketle timsah dolu sulara düşebilir hikâyenin geri kalan kısmını tamamlayamayabilirdim. Arada bir tropikal yağmur yağmasa, halimiz hepten perişan olacak, geceleri sıcaktan çadır kurmuyoruz, cibinlikle idare etmek daha iyi oluyor, cibinlik içinde dahi nemden yapış yapış, terden sırılsıklamız.

Bir gece yarısı arkadaşım Scot gecenin karanlık sessizliğinde feryat ederek cibinliğinden fırladı. Cibinliğe dolaşarak yere düştü. Hemen fenerlerimizi yakarak ne olduğunu anlamaya ve yardım etmek üzere koştuğumuzda. Pantalan’ın yarım kg lık kurbağalarından biri cibinlikten nasıl geçtiyse. Hamaktaki yatağına girmiş, o panik halinde, biz gülmekten komaya gireceğiz.

Gündüzleri göl daha tehlikeli olduğundan, nehirlerde, serinlemek ve terlerimizden arınmak için, hepimiz timsah tehlikesine karşın gözlerimizi dört açıp, nehirde yüzüyoruz. İnanın korkudan kalbimin gümbürtüsünden suda dalgalanma oluyor, bu da mazoist ce bir zevk olsa gerek. Başka bir gün nehirdeki yüzme sırasında her ne kadar çok dikkat ediyorsak da bir timsah sinsice yaklaşmış ve arkadaşlarımızdan birine saldırdı. Timsah arkadaşımızı ayakucundan yakalamıştı, belgesellerden aklımda kalan, timsahın gözlerine müdahale edilirse panikleyeceği aklıma geldi. Tişörtümle gözlerine vurunca arkadaşımın ayağını bıraktı fakat arkadaşımın terliği timsahın ağzında kaldı. Sağlık kurslarından edindiğimiz bilgiler ışığında ayağa birkaç dikiş atıp, güzelce de temizledikten ve pansuman yaptıktan sonra arkadaşımız birkaç gün sonra yürümeye başladı.

Pantalan’da balık yemekten bıktık, oltayı her atışımızda 42 numara ayakkabı boyutlarında Pirana yakalamak mümkün, önceleri Pirana yı yakalıyorum, biraz çektikten sonra misinayı kesiyor, dişleri jilet gibi, tabi ona çare buluyoruz, oltanın iğnesi ile misina arasına bir karış metal tel koyunca, Piranalar bizim balık sepetinde yerini alıyor.

Pantalan daki üç günlük atla yolumuza devam ettikten sonra. Kano yolculuğumuz başlıyor, bu bölüm daha da zevkli hale geliyor, çünkü at üstünde biraz daha devam etsek yürüyemez, oturamaz durumlarına düşeceğimiz kesindi. Kanomuzla akıntı yönüne gittiğimizden, fazla yorulmuyorduk, arada bir kürek çekip, yönlendirme zamanlarında küreğimize asılıyorduk, Pantalan da 405 çeşit kuş varmış, birçoğunu fotoğraflayabildim, renkleri o kadar muhteşem ki anlatılacak gibi değil, görmeniz, ya da fotoğraflara bakmanız gerekir. Akşamları, günün yorgunluğu yemekten sonra ağır bastığından, çok erken saatlerde uyuyorduk, sabah alaca karanlık denen erken saatlerde de, yüzlerce kuş’un konseriyle uyanıyorduk. Nehirde kano ile yolculuk gerçekten heyecanlı ve zevkli, bazen timsahların elli – altmış santim kadar yakınından geçiyoruz (tabi timsahlar şu abi ya da ablalardan biri düşse de yesek diye gözlerimizin içine bakıyorlar). Kanomuz nehrin her kıvrımını döndüğünde, yeni güzel panoramik görüntüler karelerimiz içinde yerini alıyor. Ve cangıl dan çıkınca, kamyonumuz bizi alıyor, tatili hak etmiştik.

Pantalan cangılının çıkış bölgesinde olan, BONİTO kasabasına toprak yolda tozu dumana katarak varıyoruz. Kasaba bir ana cadde ve yan sokaklardan ibaret. On bin nüfuslu. Halkı, şirin, sıcakkanlı ve güler yüzlü ama kimse İngilizce bilmiyor, bizler de Portekiz’ce bilmiyoruz. İnanıyorum ki bazen karşılıklı dil bilmek önemli değil,gülen gözler yeterli oluyor..! Burada bir hostele yerleşiyoruz, sanki beş yıldızlı otelde imiş rahatlığındayız. Yorucu ama bir o kadar da keyifli. Pantalan gezimizden sonra. Burada birkaç gün kalıp günlük çevre gezileri yapıyoruz. Kasabanın hemen yanından geçen Prata nehrinde, suları pırıl pırıl olan, birkaç kg gelen yüzlerce balıkla beraber yüzüyoruz. Şnorkel kullanıp, balıklarla oynaşıyoruz, bazılarına elimizle ağaç yaprağı verip besliyoruz, bu sıcakta buz gibi berrak suyu var, ister yüz, istersen yüzerken su iç. Zorluk derecesi fazla olmayan Prata nehirinde, rafting yapmaya karar veriyoruz, Binbir şamata ile, birkaç saatte raftingi bitirtiyoruz, arkadaşlarım daha önce rafting yapmadıklarından, onlara yeterince ilginç ve eğlenceli geliyor. Ben daha önce Uganda da Nil nehrinin, Viktorya gölünden çıkışında 35 km lik parkurda da rafting yaptığımdan, bana çok kolay geldi. Pantalan bölgesinin yorgunluğunu burada atıp, güzel anılarımızla Brezilya’nın bir başka güzel yeri olan Paraty kasabasına doğru yola çıkıyoruz.