PENİNSULA VALDES yarım
adası ve iki iç denizin bulunduğu Balinaları ile ünlü, Güney
Amerika seyahatimin heyecanlı tekne macerasına doğru, Birkaç
günlük yorucu kamyon yolculuğundan sonra ulaşıyoruz. Kısmen
de soğuklardan kurtuluyoruz. Şehir kenarında kampımızı kuruyoruz.
İlk gün şehirde alış, veriş, telefon, Internet gibi işlerimizi
hallediyoruz ki buraya geliş amacımız, Peninsula Valdes
yarımadasına gidip, bu bölgenin vahşi yaşamını incelemek.
Bu bölgede boyları 18 metre, ağırlıkları 40 ton a kadar
ulaşan sürüler halinde yaşayan, İspermeçet balinaları,
deniz filleri, denizaslanları, fokları ve kara bölümünde
ise kuş çeşitliliği ile dünyanın ilgi odağı. Puerto Madryn
den 81 km ilerdeki Nuevo körfezindeki Piramide köyüne
gidip. 12 metrelilik tekne kiralayıp denize açıldık. Dürbünle
deniz yüzeyini tarayarak ilerliyoruz. Bir süre sonra denizden
suların havaya püskürdüğünü görüp o yöne doğru hızla hareket
ediyoruz. Birkaç yüz metre kaldığında hızımızı kesip oldukça
yavaşlıyoruz ve balina sürüsüne 8 metre kadar yakınız,
kalbimizin gümbürtüsünden ürküp gitmezler diye dua ediyorum.
Bir tanesinin 4–5 metre boyunda yavrusu da var, annesinin
etrafında oynaşıp duruyor. Arada bir hep beraber dalışa
geçiyorlar son olarak büyük kuyruğu havaya kalkıp, dev
bir tokat gibi suya çarptığında görülmeye değer müthiş
görüntüler ortaya çıkıyor ve ben hazır kıta gibi beklediğimden
bu tür olağan üstü görüntülerden yakalayabildim. Zevkten,
mutluluktan adeta uçuyorum. Bir de balinalar su üstüne
çıktıktan sonra nefes verişlerinde 5–6 metreye kadar su
püskürtmeleri ve o an çıkardıkları ses ürkütücü olmakla
birlikte, gerçekten muhteşem ötesi. Düşünsenize bir belgeselin
içinde figüran gibi hissediyorum kendimi. Balinalara yaklaşırken
su üstünde dalışa geçmiş denizaltı sanabilirsiniz biraz
daha uzaktan bakıyorsanız denizin ortasında kaya var diye
düşünebilirsiniz. ,anladığım kadarı ile balinalarda meraklı
memeliler, bazen biz çok yaklaştığımızdan onlara zarar
vermemek için teknenin motorunu durduruyoruz, o zaman
da balinalarda tekneye sürtünecek kadar yakına gelip adeta
onlar da bizi inceliyor. Gerçi yavrusu olan arada bir
saldırgan davranışlar sergiliyordu, sonrasında bizlerden
bir zarar gelmeyeceğini büyük olasılıkla hissedip sakinleşti.
Tabi ben bir gözümle izliyor diğeriyle de kameramın. vizöründen
bakıp deklanşörüme basıyordum.
Memeli hayvan sınıfında olan balinalar, Akciğer solunumu
yaparlar, 8 türü bulunur, derilerinin altında 30-40 cm.
kalınlığında yağ tabakası olduğundan, genellikle soğuk
denizlerde yaşarlar. 15-100 sayılık sürüler halinde dolaşırlar.
Kendilerine özgü sesler çıkararak haberleştikleri bilim
adamlarınca tesbit edilmiştir. 10-20 dakikada bir su ustüne
çıkarak nefes alırlar, gerektiğinde ise 90 dakika kadar
su altında kalabiliyorlar. Katil balinalar hariç, diğerleri
plankton, yumuşakçalar ve küçük balıklarla beslenirler,
katil balinalar ise fokların ve yunusların baş düşmanıdır.
Günümüzde özellikle Japonlar başta olmak üzere, uzak
doğuda Balina eti çokça tüketilmektedir. Ayrıca balina
yağı kozmetik sanayinde önemli maddedir, iç organlarından
gübre imal edilmektedir. Bu nedenle Dünyada adeta balina
soykırımı yapılmaktadır.
Balinalardan sonra karaya çıkıp. Kara yolu ile deniz
filleri, aslanları ve penguenlerin koloni halinde yaşadığı
bölgeye geçtik. Onlar da ayrı güzellik, fazla yaklaşmadan
görüntüleri karelemeye başladım. Deniz filleri ve aslanları
sanırım biraz tembel hayvanlar, yatıp duruyor, arada bir
yatış pozisyonunu değiştirip, böğürürcesine sesler çıkarıp
dişilerine kur yapıyorlar, tüm hayvanlarda olduğu gibi
yavrular çok sevimli. Penguenler o paytak sallana sallana
yürümeleri bana Şarlo’yu hatırlattı, cana yakın sevimli
şeyler, bizlerden korkmamaları ise ilginçti, birkaç tanesi
yanıma kadar geldiler, sanki banim özel modellerimmiş
gibi pozlar verdiler, sanırım tanrının sevgili kullarından
biriyim.
Dişi penguenler yumurtalarını çıkardıktan sonra, yumurtayı
babaya bırakıp, beslenmek üzere denize dönüyor, bu arada
baba kuluçkaya yatıyormuş, birkaç ay sonra dönen anne,
yavruyu beslemeye başlıyor, aylarca aç kalan baba beslenmeye
gidiyormuş. Penguenler eşlerden biri ölünceye kadar, birbirlerine
sadık kalmaları ise bana çok ilginç geldi. Binlerce penguen
genellikle bir arada yaşıyorlar, baktığınızda hepsi birbirine
benziyor, yani gözle ayırt etmek mümkün değil, öğrendim
ki birbirlerini seslerinden tanıyorlarmış.
Sonrasında o bölgede bulunan müzeye gittim. Bana göre
en ilginç materyal,1000 yıllık, iskeleti eksiksiz, 20
metrelik balina fosili ve Müzenin dışında da yörenin yabanıl
yaşamındaki hayvanları koruması için açık havadaki dev
İsa heykeli idi.