Tierra Del Fuego - Arjantin

TIERRA DEL FUEGO yani yerlilerin dilinde ateş toprakları anlamına gelen büyük ada ya geçtik. Ana kıtadan Magellan boğazı ile ayrılan 71,500 Km2 yüz ölçümüne sahip bu ada 1881 yılında Şili ve Arjantin arasında paylaşılmış. Öncesinde maceraperest Fransız avukat Orelie Antonie De Tounens bu bölgede yerli halk tarafından kral ilan edilir. Mavi, beyaz, yeşil renklerde krallık bayrağını göndere çekip, kraliyet adına para bastırsa da Şili ve Arjantin hükümetlerinin baskısı sonucu ve defalarca hapsedilmesi sonunda sürgüne gönderilerek Şili ve Arjantin, adayı aralarında paylaşmışlardır. Bu arada Patogonya krallığını da tanıyan olmamıştır.

Ateş topraklarında, Şili bölgesinden, Arjantin bölgesine geçiyoruz ve Patogonya’nın merkezindeyiz. PATOGONYA dev buzulların bulunduğu, hava koşullarının her an değişebildiği Grönland ve Antarktika’dan sonra dünyanın en büyük buzullarının bulunduğu, hava koşullarını dikkate almazsanız diri diri kara gömülme veya rüzgârın sizi uçurma olasılığı olan dünyanın en güneyindeki son kara parçasıdır. Görenleri büyüleyen bu ıssız topraklarda mavinin her tonundaki buzullar, muhteşem şelaleler, çok değişik hayvan türleri ile tam doğa harikasıdır. Yolumuza devam ediyoruz uzaktan bir kasaba görüyoruz kasaba girişinde büyük tabelada; dünyanın en güneyindeki son kasaba USHUAIA’ya hoş geldiniz yazıyor, garip duygular içinde tabelanın önünde poz veriyorum.
Kasaba 1800 lü yılların başında misyonerlerin gelip bir kilise ve birkaç ev yapması ile kurulmaya başlamış, bu gün ise 45 bin civarında nüfusa sahip,

Ünlü kâşif Magellan 1520 yılında buralara gelip keşfeder, buraya Patogoni adını verir, bilimci Darvin ise 1831 yılında gemi ile gelip çok sayıda canlı türünü görünce evrim teorisinin temellerini burada atmaya başlar. Patogonya’da yerlilerin dışında Deniz filleri, aslanları, çok çeşitli foklar, penguenler ve çok değişik tür kuşlar yaşamaktadır, Kısacası adeta büyülü bölge diyebiliriz buraya. Özellikle de TYNDALL buzul u görülmeye değer.

Glaciar Martial buzulunun olduğu yerden şehrin panaromik görüntüsü, özellikle akşamüstü muhteşemdir. Beagle kanalının güney kıyısında kurulmuş olan, Ushuaıa kasabası gerçekten dünyanın sonunda konumu ve coğrafi özellikleri ile nefes kesen güzelliğe sahip. Limandan ayrılıp fazla uzun olmayan boğazdan çıktıktan sonra bir tarafta Atlantik diğer tarafta Pasifik okyanusu sadece bin km ilerde ise Antarktika kıtası bulunmakta. Kasaba temiz caddeleri yöreye uygun çok katlı olmayan mimarisi ile şirin bir yer. Kabanın önündeki kaya adacıklar ise penguenler, denizaslanları ve fok türlerine ev sahipliği yapıyor.

Boğazın çıkışında ise; Faro del Fin del Mundo, yani dünyanın sonundaki son deniz feneri, gemicilere yol gösteriyor. Ushuaia kendine özgü doğa yapısı, limanından çok lüks gemiler Antarktika’ya turlar düzenliyor olması, yıllarca politik ve kıriminal suçlulara hapishane olarak hizmet vermiş bina 1947 de kapatılmış. Bu gün bu binanın müze olarak hizmet vermesi, Ushuaia’yı Turizm merkezi haline getirmiştir. Ushuaıa dağa arkasını yaslamış, dağlar her zaman sis içinde, karşıdan Antarktika üzerinden gelen soğuk rüzgâr, kasabaya ayrı romantizm katıyor. Bir kaç arkadaş anlaşıp 9 metrelik yelkenli tekne kiralayıp, yabanıl hayata ev sahipliği yapan, küçük kaya adacıkları ve dünyanın sonundaki son deniz fenerini fotoğraflamaya, yelken basıyoruz. Rüzgâr çok kuvvetli, bütün yelkenleri açmamıza gerek kalmıyor, hatta ana yelkene camadan atıyoruz. Rüzgâra rağmen boğaz iç deniz konumunda olduğundan dalga boyu rahatsız edici değil, bir ara yelkenliden yedeğimizdeki kurtarma botuna geçip denizaslanları ve penguenleri, teknedeki arkadaşlarımın fotoğraflarını çekiyorum, sonrasında dalgaların üzerinde, çarmık tellerinin çıkardığı ıslık sesleri eşliğinde limana dönüyoruz,

Ushuaia’dan bilmiyorum neden ayrılmak beni hüzünlendirdi, Arkadaşlarımla kamyonumuza bindik, hedefimiz geceleri doğa ortamında kamp yaparak Arjantin’in kuzeyine doğru 2300 km yukarı çıkıp Atlantik okyanusu kıyısında Puerto Madryn şehrine ulaşmak.