Güney Amerika gezimin rotası
üzerinde bulunan ve Şili’nin güneyindeki TORRES DEL PAİNE
bölgesine geldim, Burası coğrafya ve iklim olarak El Calafate
ile aynı, ancak biraz daha güneye indiğimden, biraz daha
soğuk. Kamp alanı çok düzenli, çadırlarımızı kurduk, duş
ve tuvaletler çok temiz ve sıcak su var. Duşun keyfini çıkardıktan
sonra çevre incelemesine çıktım. Güneşin pozisyonuna göre
yarın hangi saatlerde, nerden fotoğraf çekeceğime dair notlar
tuttum. Uygun yerler tespit edip taşlarla işaretler koydum
ve kampa döndüm.
Önce den edindiğim bilgilere göre, buranın yabanıl hayatında,
Lama’ların vahşi doğadaki ataları olan Guanaco’lar, sürüler
halinde yaşıyorlar.4-5kg.lık yabani tavşanlar ki bu kıtaya
1900 yıllarında Avrupa’dan gelmişler. Az sayıda antilop
türleri çok çeşitli kuşlar kartal, akbaba, flamingo vb.
nesli tükenmekte olan dağ aslanı Pumalar, ne yazık ki
pumalar çiftlik hayvanlarına zarar veriyorlar diye zaman
zaman çiftçiler kesinlikle yasak olmasına rağmen pumaları
katlediyorlar. Pumalar ortalama 8 yıl yaşıyorlar, iki
–üç yaşından önce ergen olamıyorlar, bir batında 2–3 yavru
doğurmalarına rağmen bir puma yaşamı boyunca doğaya sadece
4 puma verebiliyor. Ertesi gün kahvaltımı yapıyorum öğle
yemeği için de kendime bir şeyler hazırlayıp kameralarımı
alıp yola koyuluyorum.
PEHOE gölünün kıyısında yürüyorum. Dün işaret diye koyduğum
taşları buluyorum. Her taş kümesinde gördüğüm manzara
muhteşem ötesi güzellikte. Dağların tepeleri kar, yer
yer buzul, eteklerinde yeşilin her tonu parlaklığı ile
göz alıyor. Aşağıda Pehoe gölünün buz mavisi renginde
berrak suyu güneşi dev ayna gibi yansıtıyor. Tavşanlar
çok sayıda, sanki çimlerde dans eder gibi oynaşıyorlar
ve ben bu gördüklerimin gerçek olmadığını güzel rüyalar
gördüğümü düşünmeye başlıyordum ki kanat sesleri ile irkilip
sesin geldiği tarafa baktığımda kartal tavşanlardan birini
kapmıştı... Yaklaşık 8 km yürümüştüm Guanaco (Lama) sürüsüne
rastladım, görünüşte çok sakin hayvanlar, çoğunun yanında
birkaç aylık yavrusu var, yavrular şirin, gözleri çok
güzel bir kenara oturdum izliyorum sanki belgesel izliyorum
gibi geldi bana. Derken iki Guanaco arka ayaklarının üstünde
ön ayaklar boksör gibi birbirlerine vurup uzunca süre
kavga ettiler, sanırım yorulunca da birbirlerine tükürmeye
başladılar tükürüğü ilk biten mağlup sayıldı ve koşarak
oradan uzaklaştı kavga bitmişti, sebebini sormadım!
Elimdeki bölgesel haritaya göre, 2 km. ilerde Nordenskjöld
gölü var. Doğanın bütün cömertliği ile sunduğu güzellikleri
seyrederek, Nordenkjöld gölünün kıyısına geldim, Pehoe
gölü ile araları bir km kadar. Ancak iki göl arasında
300 metre kadar yükseklik farkı olduğundan. Üsteki Nordenskjöld
gölünden Pehoe gölüne debisi yüksek nehir şeklinde sular
geçiş yapıyor. Ama arada iki şelale olması, şelaleden
suların dökülmesi ve sesi burada doğaya ayrı güzellik
katıyor.
Böyle bir yerde öğle molası veriyorum, kumanyamı iştahla
yiyorum, bir yandan da içimde hafif korku var bu bölgenin
Pumaları meşhur neyse ki karşılaşmadık. Dönüş yolunda
yorgunluğumu hissediyorum. Göl kıyısında mola veriyorum,
otların üzerine uzanıyorum gökyüzünde Condorlar (akbaba
türü) uçuşup üzerimde daireler çiziyorlar. Sanırım beni
ölü sandılar, kalkıp oturuyorum bu arada normal ördeklerden
daha büyük ördekler geldi hemen yakınımda göle kondular,
iki tanesi yanıma kadar geldi karşılıklı bakışıyoruz.
Biri sanki benimle konuşmak ister gibi vak, vak diyip
durdu ama ben ördekçe bilmiyordum. Buralarda yerleşim
alanı olmadığı gibi pek insan da bulunmadığından sanırım
bana bu kadar yaklaştılar, hâlbuki bilseler insanın doğadaki
en zararlı yaratık olduğunu! Kalkıp tekrar yürümeye başladım
bu gün yaklaşık 16 km yürümüştüm daha kampa 5 km.lik yolum
var ilerde toz bulutu görüyorum, patikaya benzer bu yolda
bir minibüs yaklaştı, içi Japon dolu, otostop çektim durup
beni aldılar. Keşke binmez olaydım soru yağmuruna tuttular.
Bir de Türk olduğumu öğrenince aman allahım bana fenalıklar
geldi kampıma geldiğimizde arabadan inip hatıra fotoğrafı
çektirmeler vs. aslında tabiî ki güzel anı oldu benim
için. Ertesi gün kampıma 20 km. Mesafe de, balıkları ile
ünlü Paine nehrine gittim, pırıl pırıl akan, buz gibi
suyu olan, debisi yüksek Paine nehri tabiî ki benim kısmetime
düşeni de verdi 3 balık yakaladım toplam 10,5 kg geldi.
Akşam kampta ziyafet var.
Ertesi gün 14 saatlik yorucu kamyon yolculuğundan sonra
Puerto Nateles liman şehrini pas geçerek Şili’nin G.Amerika
ana kıtasındaki son şehri olan PUNTA ARENAS’a varıyoruz.
Şehir oldukça düzgün ve soğuk bir liman kenti. Sadece
gece konaklama, alış veriş için o gece kalıp yola devam
ediyoruz ve Cruce Punta Delgada limanına geçip feribotla,
Ateş toprakları adasına geçiyoruz.