RIO DE JANEIRO; Paraty’den
ayrıldıktan sonra, Güney Amerika’daki birkaç aylık gezimin,
verdiği yorgunlukla Rio De Janerio’ya yaklaşıyoruz. Yüksekliği
bin metrenin üzerinde olan, tek parça kayanın üzerindeki,
dev heykeli görmeye başlıyorum, doğal olarak da heyecanlanıyorum,
çünkü bu güne kadar filmlerde, belgesellerde izlediğim,
İsa heykelini, çıplak gözle görüyordum.
Henüz kentin varoşlarına geldiğimizden, görüntü hiçte
iç açıcı değil, evler tenekeden derme, çatma, insanlar
pejmürde hayat sürüyor, biraz daha ilerledikten sonra,
gecekondu mahalleleri başlıyor. Üzülüyorum bir insan olarak.
Benim hayalimdeki Rio bu değildi ki. Sonraki günlerde
şehir merkezinde, sokaklarda yatıp, kalkan yani yaşayan
insanların sayısı çoktu, Rio De Janeiro kıriminal suç
işleme oranında Dünyada önde gelen kentlerden olduğundan,
rehberimiz şehirde dolaşırken yanımıza 20 USD’den fazla
para almamamızı, takı, saat ve özellikle pahalı kameralarımızı,
otelde bırakmamızı, aksi halde hayati tehlike olabileceğini
belirtti.
Yılbaşı akşamının öncesinde, Eğlence ve dansın sınır
tanımadığı, müziğin ritmiyle, rengarenk kostümlerin içindeki,
birbirinden güzel dansçı kızların, kıvrak danslarına,
12 milyon Rio’lunun enerjisi de birleşince, müzik, dans,
sex, şehvet Copacabana plajında start alıyor. Gecenin
ilerleyen saatlerinde, alkolün de etkisi ile sıcak havada,
insanlar yarı çıplak kendinden geçiyor. Gece saat 23.ü
gösterdiğinde, bu plajda 2 milyon insan toplanmıştı. Hele
saat 24 ü vurduğunda, binlerce ve çok yükseklere çıkarak
patlayan havai fişekler, insanda rüyadaymış hissini veriyor.
Düşünmeden yapamıyorum, Yılbaşı akşamı böyleyse, başlangıcı
M.Ö 4000 yıl öncesine dayanan, Şubat ayındaki, dört günlük
karnavalda, herhalde insanlar çıldırıyordur. Roma imparatorluğu’nda,
Hıristiyanlık, resmi din olduktan sonra, Hıristiyanlık
kuralları topluma hâkim olmuştur, bu nedenle Hıristiyanlarda,
oruç tutma öncesi, eğlenceler önem kazanmıştır.
Rio De Janeiro’da, neredeyse her mahallede, samba okulları
göze çarpmaktadır. Yılbaşı akşamüstü, Copacabana plajında
(bu plaj yüz metre kadar genişlikte, 8 km kadar uzunlukta,
kumsalın paralelinde, çitli bulvar, trafiğe kapatılıyor,
böyle olunca ortaya büyük bir alan çıkıyor) akşamüstü
başlayan gösterilerde davul ve tamtamların temposuna,
ritmik kalça sallama da eklenince, bizler de zincirdeki
halkada yerimizi alıyoruz.
İlerleyen saatlerde, müzik, dans, eğlence, yerini yavaş
yavaş kâbusa bırakmaya başlıyor, aşırı alkol, sıcak ve
iki milyon insan birbirine yapışmış, okyanus dalgası gibi
hareketlenme, izdiham ve sıkışmaya neden oluyor. Neredeyse
nefes almakta zorlanıyoruz ve bu muazzam Kalabalıktan
çıkabilmek için, bir saat bütün gücümüzle çabalayıp, rahat
nefes alabileceğimiz bir yerlere ulaşıyoruz. Tabi taksi
bulmak mümkün değil, bizim gibi düşünen binlerce insan
var. İki saat yürüdükten sonra bir taksi bulabiliyor ve
yorgun otelimizin yolunu tutuyoruz.
Rio De Janeiro’da mutlaka görülmesi gereken iki yer daha
var. Bondinho Pao de Açucar tepesi,1912 yılında teleferik
yapılmış, sonra günümüz teknolojisi ile yenilenmiştir.
Bu tepeye çıktığınızda, göreceğiniz panoramik görüntü,
Rio’nun muhteşemliğini gözler önüne sermektedir. Buradan
sonra ise, Exposiçao Christo Redemptor, 38 metrelik İsa
heykelinin bulunduğu, 710 metrelik tepeye, 3824 metrelik
raylı sisteme binmektir. Bu yükseklikten Rio’nun neredeyse
tamamı görülmekle beraber, koylar, çevreye inci gibi serpilmiş
adalar, sizi rüya âlemine götürüyor. Heykelin 1921 yılında
proje,1924 yılında da inşası başlamış,1931 yılın dada
dönemin Brezilya başkanı Getulio Vargas ve kardinal Sebastiao
Leme tarafından açılmış. Heykelin altında ise küçük bir
kilise mevcut, ziyaret edenlerin çoğu girip, her dilde
dua ve dileklerini yapıyorlar.
Ve ben bu tepede, iki aydan fazla süren Güney Amerika
gezimi noktalıyorum, Ülkemi ve sevdiklerimi özlemiş olarak.