El Chalten - Arjantin

Yıllarca gezilerim Alaska’dan Afrika’ya, Ortadoğu, Uzakdoğu, Nepal, Tibet diye devam ediyordu, derken sıra Güney Amerika’ya gelmişti.

Adana’dan başlayan uçuşum, İstanbul-Paris aktarmalarından sonra Şilinin başkenti Santiago’ya 14 saat 20 dakika suren uzun, sıkıcı bir o kadar da heyecanla başladı. Bir ara dışarıya baktığımda 10,800 metrede bulutların üstünde uçarken, sanki bulutların üstünde değil de okyanusta giden gemide gün batımını izliyorum sandım.

Santiago havaalanından çıkmam bir saatten fazla zamanımı almıştı. Bu bekleyiş, uzun ve yorucu uçuştan sonra bana sıkıcı gelmişti. Birkaç gün Santiago da tek başıma görülmesi gereken ilginç yerler, müzeler ve şehrin ortasındaki teleferik ile çıkılan çok yüksek tepe üstündeki Meryem ana heykeline gittim bütün Santiago’yu izlemek mümkündü, birkaç günüm böyle geçti 4. gün dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen grup arkadaşlarımla buluştum. Akşam sohbetlerimizde herkes ülkesini ve kendisini tanıttı birbirine, sabah erken 9,300 Km den fazla yol yapacağımız kamyonumuz bizleri aldı ve G.Amerika seyahatimiz başladı. (kamyonumuz; arkası kapalı kasa, arkada 16 adet otobüs koltuğu var. En arka bölümde açılınca sahra mutfak teşkilatı olan bir ton temiz su tankı ile bir ton mazot alabilen tankları bulunan, ayrıca çadırlar, sırt çantaları, uyku tulumlarımızı koyduğumuz geniş bagaj yerleri olan yani tam vahşi yaşam ve coğrafya gezileri için tasarlanmış gezgin arabası)

İlk durağımız olan, Ant dağları üzerinde bulunan PUCON şehrine doğru yola çıktık. Şansımıza birkaç saat yol aldıktan sonra şehirlerarası yolda trafik tıkandı, yüzlerce araçlık kuyruk oluştu. Meğer orman işçileri ve kamyoncular hükümeti ve ücretleri protesto için yolu kapatmışlar, çok uzun süre orada beklemek zorunda kaldık, neyse ki akşam karanlık basmadan, Pukon kasabasına ulaştık halen faal olan VILLRICA yanardağının eteğinde gölün kıyısında çadırlarımızı kurduk. Kasaba 8 bin nüfuslu çok temiz iki kattan yüksek binası olmayan şirin bir yer. Sabah gölü, kasabayı, gezip fotoğraflarını çektikten sonra yerel rehber eşliğinde yanar dağa patika yoldan tırmanmaya başladık tırmanış ciddi şekilde yorucu. Yaklaşık 30 derecelik açıyla tırmanıyoruz hava +8 derece 5. saat sonunda ben ve birkaç arkadaş yorgunluktan bittik ki zirveye 2 km ancak kalmıştı yalnız son iki km de patika daha da dikleşiyordu. Bazılarımız buraya kadar diye düşünüp oturup gruptan gidenleri beklemek üzere piknik yapmaya başladık, döndüklerinde onların çektikleri fotoğraflara bakıp iç geçirdik. Akşam kampa dönüp çadırlarımızın ortasına kamp ateşimizi yakıp yemek sonrası ellerimizde şaraplar ateşin oynaşmasını izledik.

Sabah programımızda göl kıyısı ve ormanda tam gün atla gezintimiz var, atımı seçtikten sonra öncelikle onunla konuştum, sevdim, okşadım sanırım güzel duygusal bağ kurdum. Uzun gezinti boyunca beni üzmediği gibi her komutumu uysal şekilde yerine getirdi, yolumuzda onlarca dere tatlı su nağmeleri ile göle karışırken cinsini bilmediğim çok güzel renkleri olan kuşlar tatlı ötüşmesi ile gezintimize ayrı güzellik kattılar. Akşamüstü ortalığı, önce yağmur sonrada sis bastı, yorgun bir şekilde çadırlarımıza döndük

Pucon’dan ayrıldıktan sonra Ant dağlarındaki ormanlar arasındaki ıssız toprak yollara girdik, bir geçitten Arjantin sınır kapısına geldik, sınır kapısındaki görevlilerin şaşkın bakışları (halimize) arasında Arjantin ‘e geçiş işlemlerimiz tamamlandı. Bu sınır kapısı yine faal yanardağ eteğinde, sanırım bu insanların yanardağ korkusu oluşmamış. Ant dağları değişik coğrafya yapısıyla ünlü, kamyonumuz genelde 2 bin metre rakımlarda dolaşıyor, yolumuz boyunca onlarca göl, bu gölleri birbirine bağlayan nehirler küçük şelaleler ve her yer orman. ve on bin yıl önce oluşmuş buzullar, göller iki dağ arsında genişlikleri 1–2 km kadar, uzunlukları 30 ile 50 km arasında değişiyor. Manzara muhteşem gözüküyor ancak ısı nerdeyse dondurucu soğuk. Birkaç gün bu güzellikler arasında ıssız bölgelerde, doğada kamp yaparak Ant dağlarından iniyoruz ve Arjantin’inin güney PATOGONYA bölgesine giriyoruz ilk kasaba olan Bariloche ‘ye varıyoruz.

Kasaba göl kıyısında dört taraf karlarla kaplı dağlar, günlerdir soğuk gecelerde, dağlarda kamp yapmıştık, bu kasabada bir hostele yerleşiyoruz. Odalarda 6 kişi kalıyoruz ama temiz yatak ve sıcak su var, kasaba çikolata cenneti o kadar çok çikolata satan dükkân var ki, ayrıca her girene, kapı girişinde reklâm amaçlı çikolata ikram ediyorlar, tabi hepimiz çok sayıda dükkânı ziyaret ediyoruz. Para ile çikolata almamıza gerek kalmadı. Etik olarak hoş değildi bu yaptığımız ama ne yaparsın çikolatanın dayanılmazlığı... Bariloche’de birkaç gün dinlendikten sonra kamyonumuz Patogonya’nın platolarında yoluna devam ediyor, akşamları kamp kuracağımız yerlerde çadırlarımızı kurmak soğuktan adeta işkenceye dönüşüyor (bu arada Güney Amerika’nın yavaş yavaş en güneyine doğru iniyoruz)

Patogonya, aslında çöl havasında. Rakım bin ile iki bin metrelerde, toprak yapısı kum çakıl karışımı, tarım yapılamıyor. Ancak dikensi yaprakları olan bodur çalılar ve otlar yetişebiliyor üzerinde. Gezimizin bu bölümü soğuk, yorucu olmakla birlikte gördüklerimizi fotoğraflamak güzel işti. Ayrıca nehirlerin nazlı nazlı akması etraftaki karlı dağların manzarası, Antarktika’dan buzların üzerinden soğuyarak buralara gelen rüzgârın sesi insana şiir yazma dürtüsü veriyor. Günlerce Patogonya’da yol aldıktan sonra buzulları, gölleri, nehirleri, dağları dünyaca ünlü EL CHALTEN kasabasına geliyoruz. Nüfus 200 ama 500 yatak kapasiteli turizm merkezi, burada birkaç gün kalıp tanrının cömertçe bağışladığı bu güzellikleri görüntüleyeceğim, bu da günlük ortalama 15 km yürüyüş demektir. İlk gün çivili ayakkabılarımızı kiralayıp buzulların yolunu tuttuk. Buzullara varınca biraz hayal kırıklığına uğradım, çünkü kirlilik buralara kadar gelmiş, buzullarda gri duman rengi yer yer büyük lekeler kirliliğin belirtileri ki buralarda pek insanoğlu olmamasına karşın. Demek ki atmosferde had safhada kirlilik var. Bilim adamlarının ölçümlerine göre de gerçekten gözle görülür erime var buzullarda, bu da küresel ısınmanın kesin belirtileri demektir. Sonraki gün yanıma iki arkadaş daha alarak nehir kenarlarında keşfe çıkıyoruz, bu arada olta takımlarımızda yanımızda, akşam kampa döndüğümüzde hepimize yetecek balıkları yakalamıştık. Bu bölgenin bir özelliği de Kartalları: gerçekten çok yükseklerde uçuyor, gözleri ile o yükseklikten bile avını çok iyi görüyor olmalı ki ani pikeyle 4–5 kg.lık tavşanları kolaylıkla alıp götürebiliyorlar, kanat açıklıkları, göz kararı yaklaşık 1.20 metreden aşağı değil. El Chalten’de son günümüzde de tablolara konu olacak güzellikteki dağları ve zirvelerini fotoğrafladık, inanılmaz güzellikte idiler, akşam kampta ise kameralar dijital olduğundan, çektiğimiz kareleri birbirimize gösterip zevkli anlar yaşıyorduk.