Öğlen saatlerinde Nairobi’de her zamanki otelimdeydim.
(Kenya’ya dördüncü gelişim) Otel şehir merkezinde, sanki
kale gibi korunuyor. Kapı önünde, her katta ve asansörde
güvenlik görevlileri olduğu gibi, asansör çıkışı odalara
gidebilmek için iki demir kapıdan geçtikten sonra oda
kapısına ulaşılıyor. Odam 3.katta olmasına rağmen pencereler
demir parmaklıklı, işin kötüsü hava karardıktan sonra,
hele gece 21 den sonra otelden dışarı çıkmak çok riskli,
yeterince tehlikeli, gece olunca otelin restoranı, barı,
lobisi ve terasında oyalanabiliyorsunuz. Yani anlayacağınız
geceleri biraz hapishane hayatı yaşıyorsunuz.
Ancak defalarca geldiğim Nairobi’ye sanki ilk geliyormuşum
gibi hayranlık duyduğumdan, öncelikle Nairobi milli parkına
gittim. Üstü açık minibüs ile dolaşıyorum, yolumun üzerine
zürafalar çıkıyor, sanki gelip geçene alışıklar gibi,
yürüyüşleri okadar zarif ve estetik ki insanda hayranlık
uyandırıyor. Yakındaki ağaçlardaki maymunlar ise bir âlem.
Her hareketleri bana komik geliyor, parkta impala, gazella(bunlar
bir tür geyik) sürüler halinde, yüzlerce sayıda Bufalolar
(yaban öküzü), doğal olarak ta bunların bulunduğu bölgelerde
aslanlar, kaplanlar, leoparlar ve diğer etobur yırtıcılar
da mevcut. Avlanma anını göremedim ama öğle yemeğinde
menüleri bir İmpala idi. Arabamız hayvanlar ürkmesin diye
çok yavaş ilerliyor. Bu arada yanımıza korucular geldi,
içlerinde birde bayan korucu vardı, siyah yüzündeki bembeyaz
dişleri inci gibi parlıyor, derisi parlak siyah zeytin
renginde, elmacık kemikleri çıkık, gözlerinin içi gülerken
hatırımızı sordu, biryandan cevap veriyor biryandan da
aşırı kıvırcık kısa saçlarını inceliyordum. Sonra tatlı
bir gülümseyişle arabadan inmememizi, bazı aslanların
henüz öğle yemeği yememiş olabileceğini hatırlatıp uzaklaştılar.
Tanzaya’dan Kenya’ya geçiş yaptıktan ve birkaç gün Nairobi’de
gezindikten sonra, grup arkadaşlarımla yine vahşi dünya’daki
eşsiz yolculuklarımızdan birine başladık. Crayfish bölgesinde
kampımızı kurduk. İlk durağımız Naivasha gölünün kıyısındaki
Hell’s Gates national parktı. Burası yüzlerce çeşit kuşa
ev sahipliği yapan ayrıca hipopotam ve timsahların dostça
yaşadığı, her tarafın orman olduğu bir alandı, “born free”
(özgür doğmak) adlı film ve kitaptaki hikâyenin geçtiği,
aslanların bulunduğu yere geldim. Büyük dev sarı Acacia
ağaçlarının üstündeki siyah, beyaz hoplayan maymunları
izleyerek, gölün yanındaki yeşilliklerin arasında kremalı
çayımı içtim. Filmin çevrildiği yer şu anda bir müze ve
Joy Adamson’un hayatını anlatan aslanlarla, çıtalar ve
leoparlarla olan çalışmaları gösteren filmi izledim. Buranın
adı her ne kadar Cehennem kapısı olsa da bence cennetten
bir köşeydi.
Naivasha’dan Rift vadisinin içinde bulunan diğer gölleri
de gezdim, sığ bir soda gölü olan ELEMENTEITA’da büyük
flamingo topluluklarını beslenirken izledim. Sonrasında
RIFT vadisinin muhteşem manzaraları olan ABERDARE dağlarının
eteklerindeki tepelerden sonra 2360 metre yüksekliğindeki
çay tarlalarının arasında Kenya’nın en yüksek kenti olan
NYAHURURU’ya geldim. Bu civarda EWASO nehrinde bulunan,
75 metre yükseklikten düşen THOMSON şelalelerini görme
fırsatım oldu. Bu şelale1880 yılında Kenya’nın ilk göçmeni
olan kâşif Joseph Thomson’un Mombasa’dan Kampala’ya yürürken
keşfettiği şelaleymiş.
Ertesi gün Kenya’nın 4. büyük şehri olan NAKURU’YA gittik.
Kiraladığımız üstü açılabilen minibüsle Nakuru milli parkına
doğru yola çıktık. Bu park l88 km2 olup, pelikanlar, flamingo,
bufalo, 4–5 çeşit geyik, zebra, zürafa, gergedan, aslan,
leopar ve maymunlardan oluşan ikinci cennetti. Özgür doğan,
özgürce yaşayabilen vahşi yaşamdaki bu hayvanları, park
içinde l4 saat gezmeme rağmen bitiremedim. Nakuru gölünde
bir buçuk milyon Filamimgo yaşadığını, gördükten sonra
inandım, makro fotoğraf çekmek için olabildiğince sessiz
yaklaşmaya çalışmama rağmen, arada bir yüzlercesinin ürküp
havalanması, olağan üstü görüntü yaratıyordu. Göl kıyısından
ayrılıp orman içlerine girmiştik ki, bir leoparın İmpala’yı
kovalayıp yakaladıktan sonra parçalayarak yemesini dehşet
ve üzüntü içinde izledim. Neyse ki daha sonra rastladığım
ve sayıları tahminen 50’nin üzerinde olan Babun türü maymun
ailesi biraz olsun moralimi düzeltti. Kenya’nın doğal
güzelliklerini gözlemleyerek, Uganda sınırına doğru yola
devam ediyoruz. Uganda’ya yolumuz uzun olduğu için Kenya’nın
önemli şehirlerinden 200.000 nüfuslu ELDORET’de geceledik.
Bu şehir, aynı zamanda şu anki Kenya cumhurbaşkanının
doğduğu şehirdir.
Ertesi gün çadırlarımızı toplayıp, kahvaltıdan sonra
Uganda sınırına doğru yola çıktık. MALAPA sınır kapısı
büyük bir karmaşa içinde olmasına rağmen yarım saat içinde
vize ve geçiş işlemlerimi tamamlanıp Uganda’ya geçtik.