Tanzanya gezimiz devam ederken, Dar es Salaam’a kadar
gelmiştik. Burada Tanzanya gezimize ara vererek, Afrika
gezimiz boyunca kullandığımız kamyonumuzu Dar es Salaam’da
bırakıp, sırt çantalarımızı alıp, deniz otobüsü ile ZANZİBAR’ın
yolunu tutuyoruz. Afrika kıtasının doğusunda, Zangibar
ve Pemba adasından oluşan. Bağımsız devlet iken, halk
oylaması sonucu, kendi isteği ile Tanzanya’ya bağlanan,
özerk bölge statüsünde, 50 sandalyeli meclisi ve bir başbakanı
bulunan. Halkın %97 Müslüman olan adanın nüfusu 858,000
dir. Başkenti Stone Town ve Malindi liman bölgesi dışında
şehir ya da kasaba diyebileceğiniz yerleşim alanı yok,
her yer köy.
İran’lı göçmenler tarafından kurulmuş olan Zanzibar,
1503 yılında Portekizlilerin, 1698 yılında Umman sultanlığı’nın
egemenliğinde kalmış, 1890–1963 yılları arasında İngiliz
sömürgesi olmuş, 1963 yılında bağımsızlığın aldıktan kısa
zaman sonra, Tanzanya ile birleşmiştir. M.Ö 12.ci yy da
bu adaları Mısırlılar keşfetmiş, bir süre ticaret yaptıktan
sonra, bu bölgenin dünyanın sonu olduğunu, biraz daha
gidilirse uzaydaki boşluğa düşüleceği kanısına varıp,
bölgeyi terk etmişler. M.Ö 2.yy da Yunanlılar ve Fenikeliler
burayı yeniden keşfedip haritalardaki yerine koymuşlar.
Sonrasın dada Dünya köle ticaretinin merkezi haline gelmiş
olan Zanzibar, anlayacağınız tarih boyunca, boynundan
zincir eksik olmamış.
Zanzibar’da İnsanlar son derece yoksul birazcıkta olsa
orta kesim var, kesinlikle zengin diye bir sınıf yok.
İnsanlar camı çerçevesi olmayan ev dedikleri barakalarda
yaşıyorlar. Köylerde ise duvarları kamış türü malzeme
ile örüldükten sonra çamur sıvanmış, zemin sertleştirilmiş
toprak, tavan ise sazdan ama yağmur sızdırmıyor, inanın
içim sızladı, bizim doğu ana dolunun en ücra köşesinde
bile köylümüz bu tür yere hayvanını bile bağlamaz (bu
cümle ile ne kadar yoksul olduklarını vurgulamak istiyorum).
Keşke gelişmiş ülkeler ve savaşan ülkeler savaşı bırakıp,
silahlanmaya ayırdıkları paraları, bu tür ülkelere gönderseler,
göstermelik ve sembolik yardımları ile bu insanların yaşamı
çok zor. Afrika’ da her gün, açlık, susuzluk (ki bu yıl
çok kurak geçmiş, her zamankinden çok insan ölmüş, hayvanlar
susuzluktan telef olmuş) ve hastalıktan 30,000 den fazla
insan ölüyormuş. Yani yılda 11–12 Milyon! Ortalama yaş
haddi ise 37. Ayrıca AIDS’in hemen her Afrika ülkesinde
%12 ile %15 oranında yaygın olması da ayrı bir felaket...
Tek suçları Afrika’da doğmak olan bu insanlar, “Kâinatı
yöneten tanrı, isterse bir işareti ile her şeyi düzeltir
ama bizi neden görmüyor” diye düşüncelerini dile getirmekten
de kaçınmıyorlar.
Zanzibar’da sabah erken kalkıyorum duş almaktansa yüzerim
diye düşünüyorum. Odadan çıkınca şok oluyorum, akşam deniz
hemen odalarımızın önünde idi, şimdi ise deniz yok. Meğer
burada met-cezir olayı çok büyük boyutlarda oluyormuş.
Deniz 2 km kadar çekiliyormuş, tabi ki yüzmekten vazgeçtim
denize girmek için uykulu vaziyette okadar yürümeyi gözüm
kesmedi, ancak ilginç görüntüler kaydettim. Yer yer küçük
gölcükler oluşmuş, yerli kadınlar ve çocukları elleri
ile sepetlerini balık dolduruyorlardı, diğer bir gün adanın
dünyaca meşhur, kızıl maymunlarının yaşadığı bölgeye gidip
onları inceledik. Bu maymunlar 25–40 kişilik aileler halinde
yaşıyorlar. Her gurubun kendine ait bölgesi var, eğer
bir sürüden bazıları diğerlerinin bölgesine geçerse, aralarında
arazi ihlali nedeni ile müthiş kavgalar çıkıyor ki, ölenler
dahi oluyormuş. Sonraki günümüzde ise Baharat ormanlarına
gittik. Baharat deyince insanın aklına karabiber, tarçın,
kimyon geliyor, ama öyle değilmiş bu adada neredeyse her
yer baharat ormanı. Orman diyorum çünkü dev ağaçlar var.
Cinslerine göre bazılarının, yapraklarından, gövdelerinin
kabuklarından, köklerinden, tohumlarından yararlanılıyor.
Basit işlemlerden sonra mis gibi kokan baharatlar elde
ediliyor, bunlar cinslerine göre başta kozmetik sanayinde
olmak üzere bir kısmı ilaç sanayinde, bazıları da yemek
ve Tatlılarda kullanılıyormuş. Adanın diğer gelir kaynağı
ise balıkçılık. Balıklar çok çeşitli olup 8–10 kg kadar
geliyorlar ve düşünülemeyecek kadar çok, bunun nedeni
ise doğal avlanma. Mesela modern balıkçılık, tekne, gemi
ve balık işleme tesisleri, soğuk hava depolarının olmayışı.
İkincisi, denizi kirletecek hiçbir teknolojiye sahip olmamaları,
yerel balıkçılar, ağaç gövdesinden oyularak yapılmış katamaran
türü yelkenli teknelerle avlanıyorlar. Tutulan balıklar
da iç piyasada çok ucuz fiyatlarla satılıp tüketiliyor.
Tabiî ki böyle yelkenli tekneleri görünce yelkencilik
damarlarım kabarıyor, biriyle pazarlık yapıyorum günlüğüne
on bin Tanzanya Şilini istiyor (8 USD) anlaşıyoruz, ertesi
gün sabah 10 için sözleşiyoruz, çünkü uygun ve yeterli
rüzgâr o zaman esmeye başlıyormuş. O geceyi heyecanla
geçiriyorum, ertesi gün vira bismillah deyip taşımızı
alıyoruz. (teknede demir çapa yerine ortası delikli büyük
bir taş kullanıyorlar) Yelkenli teknemiz 6 metreden biraz
büyük Trimaran ortada yelken direği monte edilmiş iç kısımda
sandalyede oturduğumuz gibi kano bölümü. Genişliği 80
cm kadar teknenin sahibi ile yardımlaşıp direği dikiyoruz,
basit keten halatları, çarmık teli niyetine bağlıyoruz,
tek parça korsan yelkenimizi açıyoruz, grup arkadaşlarımın
şaşkın bakışları arasında 3 knot ‘luk rüzgârımızla Hint
okyanusundaki yelken seyrimiz başlıyor. Rüzgârı iskele
kontradan alıp sancak kontra, geniş apaz seyrediyoruz.
Tabiî ki yeke benim elimde zenci tekne sahibi bana sanki
biraz kuşkulu bakıyor gibi geldi. Mzungu yelken basıp
yeke tutuyor, adam haklı bilmiyor ki bu mzungu Barbaros’ların,
Turgut reislerin torunu, öğle vakti kumanyamızı çıkarıp
denizde olmanın keyfi ile iştahla yiyoruz, öğleden sonra
hava biraz yanıyor (rüzgâr esmiyor) hızımız saatte bir
buçuk mile kadar düşüyor, takmıyorum kafamı, Hint okyanusundayım
ve yeke benim elimde... Hava kararmak üzere iken Zanzibar’ın
açıklarında, teknemizi Çimbu adasına baştankara ediyorum.
Yorulduğum için tekneyi neta etme işini8tekneyi toparlamak,
iskeleye bağlamak) sahibine bırakıyorum. Ada 1,5 Km2 kadar
alana sahip. Tamamı nerdeyse orman gibi ağaçlık, bir de
açık denizden rahatlıkla görülecek, ağaçlardan yüksek
bir deniz feneri var. Okyanustaki gemileri yönlendiren,
adanın fenercisi yanımıza geliyor tanışıyoruz, konuştukça
fenerci adamı kıskanmaya başlıyorum 8 karısı, 25 çocuğu
varmış, sanki adam bu küçük adada, krallık kurmuş. Akşam
sahilde hep beraber yemek yiyoruz, tekne sahibi tercümanlığımızı
yapıyor, gece sahilde uyku tulumunda yatacağız. Ada sahibi
kral ısrarla bize uygun yatak vereceği kulübeye davet
ediyor, neticede sazdan kulübede rahat bir gece geçiriyoruz.
Sabah güneş doğmadan uyandık, aksamdan kalan kral balığımızdan
sabah kahvaltımızı yaptık, fenerci bize süt ikram etti,
tabi neskafe stokumdan yararlanmayı ihmal etmedim. Kahvelerden
sonra tekneyi yeniden donatıp keyfini çıkara çıkara dönüş
yolculuğumuz başladı. Rüzgâr çok iyi, ancak biraz deniz
var, rüzgâra göre de nerdeyse tam gün orsa çekeceğiz.
Nitekim öyle de yaptık, dönüş yorucu olmakla birlikte
birde sorunum vardı, sürekli kaşınıyordum, gece sivrisinekler
beni eleğe çevirmişler. Bazen düşünüyorum da, ben galiba
contayı yakmışım, nerde sıra dışı ve adrenalin olan yerler
var gidiyorum, sanırım dostlarımda kafayı yediğimi düşünüyordur.
Akşamları ise Hint okyanusu kumsallarında ateş yakıp,
yöre halkının tamtamları eşliğinde şarkılar söyleyip,
dans edişlerini izleyerek güzel vakit geçirdik Zanzibar’da
Başkent Stone Town’daki Malındi limanı ve Uluslar arası
olmayan, küçük uçakların indiği hava alanı Zanzibar’ın
dışa açılan kapıları. Buradaki son günümü başkentte geçiriyorum,
yapıların en yenisi neredeyse yüzyıllık, yeni bina göremedim
dersem sanırım abartmış olmam ki bu binaların resmi olanları
da sömürge döneminden kalma imiş. Şehir planında Arap
mimarisi hâkim. Tavanlar 3,5 metre yükseklikte (serin
tutuyormuş) sokaklar da çok dar 3 kişi yan yana zor yürüyebilir.
ara sokaklarda başörtülü küçük kızlar ip atlıyor, patlak
top peşinde koşan oğlan çocuklarının bağrışmaları, etrafı
saran kahve kokusuyla kaynaşıyor, sanatkârlar sıcaktan
bunalmış, dükkânlarının bulunduğu, taş döşeli, dar sokaklarda
gürültü yaparak çalışıyor, bazı esnaf, müşteri yokluğundan,
uzun Arap entarilerinin içinde, kaldırama oturmuş tembellik
yapıyor. Bu arada sokak numarası veya adını gösterir işaret
olmadığından, kaybolmamak için, iyi bir noktayı kerteriz
almanız gerekiyor. Gün batımı zamanı limandaki kâffelerden
birindeyim, güneşin batışı izliyorum, Güneş ufuk çizgisine
yakın, suda kaybolmak üzere, palmiyeler denize sarkmış,
güneşin deniz üzerindeki yansımasına, uçuşan kelebek misali,
bir yelkenli tekne giriyor, o kadar muhteşem görüntü var
ki anlatmaya kelimeler yetmez, o anı yaşamak gerekir veya
çektiğim fotoğraflara bakmak...
Ertesi gün deniz otobüsü ile bu sihirli, insanı büyüleyen,
baharat adasından ayrıldık. Ada yavaş yavaş küçüldü, gözden
kayboldu güzel anılar ve fotoğraflar kaldı geride. Dar
Es Salaam’ geri döndük.