Malawi ve Mozambique

Malawi aynı isimle anılan golün kenarında. Bu göl 500km uzunluğunda, yer yer 80 ile100km genişliğinde deniz gibi bir göl. Sınır kapısında sorun yaşıyorum, önceden vize almam gerekiyormuş, oysa Malawi’nın Türkiye’de iki ayrı fahri konsolosu var, gitmeden önce telefon ile sorduğumda sınır kapısında vize verdiklerini söylemişlerdi, kapıda uzun münakaşalar, yetkililerin kendi üst amirleriyle uzun görüşmeleri sonucu özel izinle ve pasaportuma degil elime verdikleri kâğıt ile ülkelerine giriş yapabildim. Sonrasında, Blantyre kentinde uğramam, ilgili polis merkezinde vizemi pasaportuma işlettim.

Malawi, 118,484 Km2 yüz ölçümü olup, Cumhuriyetle yönetilen, nüfusu 10.385.849. Ancak halkın %35 AIDS’Lİ olan, yoksulluk sınırının altında yaşam düzeyi olan ülke. Geliri balıkçılık, tarım ki bu ürünlerde ancak kendilerine yetiyor. Turizm gelişmemiş, kısacası kendi yağıyla kavrulan bir ülke. Doğa güzelliği, vahşi yaşam kirlenmediği gibi çokta iyi korunmuş. Ülkeye girdikten 100 km kadar sonra ormanların göl ile seviştiği CHINTEMBE de bir köy bitişiğinde kampımızı kurduk, köy halkı biraz turizm, birazda ağaç oymacılığı ile yaptıkları bana göre sanat eserlerini satarak geçiniyorlar, bir kısmı da balıkçılık yapıyor, güler yüzlü, cana yakın insanlar. Tek sıkıntımız bu bölgede yağmur mevsiminin başlamış olması ve her gün aşırı tropikal yağmurlarda gezimizi sürdürmemiz.

Çevremizdeki dağlar fazla yüksek değil, yeşilin her tonundaki orman, bakış açımıza olağan üstü güzellik katıyor. Hava sıcak olduğundan yağmurdan sonra sis oluyor, dağlar sanki bizleri traking yapmaya davet ediyor yedi arkadaş dağlara gitmeye karar veriyoruz. Sabah erken erzak, su, yağmurluklarımızı alıp yola düşüyoruz. Önceleri sabah serinliğinde yürümek kolay ve zevkli geliyor, birkaç saat sonra yorulduğumuzu fark ediyoruz, çünkü patikamız neredeyse balçık çamur, haliyle yürüyüşümüzü zorlaştırıyor. 4 Saat sonra dinlenmek için yemek molamızı veriyoruz. Yemeğimizin ortasında gök yarılıyor ve müthiş yağmur da toparlanıp dönmeye karar veriyoruz. Yürüyüşümüz iyice zorlaşıyor arada dalları, yaprakları sık büyük ağaç altlarında mola veriyoruz izlediğim belgesellerden birinde, bazı maymun türleri geniş yaprakları koparıp başlarının üstüne şemsiye gibi tuttuklarını görmüştüm, bizde aynısını taklit ediyoruz. Yağmur öyle yoğunki yüzümüze kırbaç gibi vuruyor, 4 saatte gittiğimiz mesafeden 6 saatte dönüyoruz bitkin, perişan, çadırlarımıza girip kurulanıp giysi değiştirip dinleniyoruz ama çadırlarımız hala yağan tropik sağanakta nerdeyse yüzmek üzereler.

Ertesi sabaha kadar yağan yağmur nihayet duruyor. Kumsala yürüyüşe çıkıyorum, etrafımda onlarca çocuk, ikisi ellerimi tutarak yürüyoruz. Daha sonra grubumuza üç yeni arkadaş daha katılıyor, birinin yüzünde çok büyük yara izleri var, ona yaralı yüz adını veriyorum. Orada kaldığım sürede benim köpeğim oluyor, kendi payım olan yemeğimden yemek saatlerinde onunla paylaşarak iki arkadaş olarak beraber yiyoruz, karşılığında bana sevgi verip gecede çadırımın önünde korumalığımı yapıyor. Üç gün sonrasını hiç düşünmemiştim, sevgili arkadaşım “Yaralı Yüz” ile ayrılmamız çok zor oldu, sanırım gideceğimi hissetmiş, yalvaran gözlerle bana bakıp, tatlı iniltilerle sanki gitme der gibiydi, çömelip severek vedalaşırken o da yüzümü, gözümü yalayarak bana veda etti.

Chintembe den MZUZU’ ya geçtik, köy görünümlü kasaba, internet, telefon işlerimi hallettikten sonra, kumsalları ile ünlü KANDE ye geçtik. O güzelim kumsallarda sadece bizim grup vardı. Bu arada buraya gelmeden önce akşam için kıyafet balosu yapmayı düşünmüştük kura ile herkes birbirine enteresan olabilecek yerel giysi alacak. Akşam yemeğinde itirazsız herkes kendisine alınanı giyecek, ancak gruptaki kızlar hepsi anlaşmış, bütün erkeklere yerel kadın kıyafeti almışlar! Söz verdiğimizden istemesek de giydik, ayrıca bu olay bu akşamki eğlence kaynağımız oldu. Neyse giydik halimiz tam komedi, ben kendimi aynada gördüm, gülmekten kopuyorum, “ne düşündün de bu kadar gülüyorsun” dediklerinde, kendimi “yaşlı, ucuz fahişelere” benzettiğimi söylediğimde komaya girercesine gülme sırası onlardaydı.
Sabah kahvaltı sonrası sahilde kiralık Katamaranlar vardı, göl ya da deniz ve yelkenli tekne görüp de yelken yapmamak olur mu? Deyip birini tam gün kiraladım. Kumanya ve suyumu hazırlayıp Malawi gölünde yelken basmaya hazırım. Ancak bu güne kadar katamaran sınıfı tekneyle hiç yelken basmamıştım ancak, ana kurallar ve sistem aynı olduğundan, düşünmeden can yeleğini giyip, ıskotalara asıldım, şahlanan at misali hızla atıldı ileriye, neredeyse wind surf kadar hızlı, hız yaptıkça trapez yapmak zorunda kalıyorum, önde flok. Ana yelken ful rüzgâr dolu. Yeke elimde, trapezdeyim. Tekne çok hızlı birkaç saatte bayağı yoruluyorum, Yelkenleri biraz boca edip yavaşlıyorum ki hem yol yapayım hem de biraz dinleneyim, ne de olsa artık genç değil, yarım asırlık biriyim. Derken gereksiz tramolalar, kavançalar atarak, gruptaki çocukları heveslendirmeyi düşünüyorum, bunda da başarılı oluyorum. Granada’lı kız arkadaşım Hannah, kendisini de tekneye almamı işaret ediyor, alıyorum, ilk defa yelkenli tekneye biniyormuş. Çok uzun süre rüzgârla oynaştık flok kullanmayı kısa sürede öğrendi, ana yelken ve ıskota ile trapez daha kolay oluyor. Beraber trapezdeyiz, böyle olunca teknemiz ciddi hız yapıyor, aksama doğru, Hannah’a “yelken virüsü” bulaşmıştı, Ertesi gün teknenin kira bedelini kendisinin ödemesini teklif etti, beraber 7 saat yine yelken bastık. Yetenekli benden tam not aldı, bir ara yekeye geçti sanki önceden biliyormuşçasına acemi de olsa kullandı, Granada ya döndüğünde, kurslara başlayacağını yelken yapmanın zevkli ve heyecan verici olduğunu söyledi. Bense yeterince mutlu olmuştum, bir kişiyi daha denize, yelkene kazandırmaktan.

Sonraki gün yer değiştirip, Malawi’nin başka cennetten bir köşesine hareket ediyoruz, dağlarda bir yer. Gece oldukça serin oluyor hatta biraz üşüyoruz, kamp ateşi neşeli konuşmalar içimizi ısıtıyor, ertesi gün dağlarda kiraladığımız atlarla ormanda dere kenarlarında bir çeşit atla traking misali dolaşıyoruz. Akşama doğru, belki yaşım gereği, uzun süre at sırtında olmaktan bel ağrıları başlıyor. Ama gördüğüm güzel manzaralar, çektiğim fotoğraflar ağrılarımı unutturuyor. Bir şikâyetim de atla gezinti yaptığımız saatler boyunca Malawi’nin kamikaze uçuşu yapan, ilaçtan etkilenmeyen meşhur sivrisinekleri.
BLANTERY şehrine geliyoruz, ilk işim polise gidip özel izinle sınır kapısından girdiğimi, vize olayının pasaportuma işlenmesini hallediyorum. Şehir kenarında mocampa yerleşiyoruz, mucize! Kampta sıcak su var haftalardır sıcak su ile duş almamıştık, sıcak suyun altında şarkılar söylüyorum son derece keyifliyim. Mocampta bar var, müzikler çok güzel, ancak her zaman olduğu gibi herkes erkenden çadırlarında ikinci uykuya geçiyor, ertesi gün Tanzanya’ya doğru yola çıkacağız, bu tür üçüncü dünya ülkelerinde sınır kapılarında birinden çıkış, diğerine geçiş oldukça zaman alıyor, hatta o zaman diliminde develer bile hendekleri kolayca atlıyor.