Sabah erkenden ZAIRE sınırına 20 km kala, Uganda’nın
sınır kasabası KISORO’ya gelip elektriği olmayan mum ışıklı
otel odasına yerleştim. Geceliği 4 dolar olan oda kiraladım,
çünkü çadırı kuracak gücüm kalmamıştı. Ertesi gün 05.00
da yola çıktım, Uganda’dan, Zaire’ye (Demokratik Kongo
Cumhuriyeti) geçerek ki geçme nedenim, dünyada sayıları
sadece 650 adet kalan gümüş sırtlı goriller içindi. Gorillerin
ömrü ortalama 45 yıl olup, yetişkinlerin ortalama ağırlığı
250 kg.dır. Sırtı gümüş rengi olan erkek goriller Afrika
ormanlarının Lord’u sayılıp insana en yakın hayvan türüdür.
Çok meraklı olup yaptığım her şeyle ilgileniyorlardı.
İnanılmaz zeki ve güçlü idiler. Bu hayvanların neslinin
tükenmek üzere olduğuna inanmak bana çok zor geldi, gelecek
nesillerin bu gorilleri doğal hayatta göremeyeceğini düşünmek
ürkütücü.
Gorillerin yaşadığı, 4000 metre yükseklikteki dağın,
2200 metresine kadar Landrower’le çıktım. Goriller 2700
ile 3200 metre yüksekliklerde yaşıyorlar. 12 saatlik ve
22 km. lik yürüyüşten sonra, bu güzelim hayvanları izleyip
fotoğraflarını çekmek için gücüm kalmamıştı, zaten havada
kararmak üzereydi, geceyi, gorilleri rahatsız etmeyecek
bir mesafede, yıldızların altında, çadır kurmadan, yaktığımız
ateşin çevresine serdiğimiz uyku tulumlarında geçirmek,
maceramıza değişik bir güzellik katmıştı. Gorillerin yaşadığı
bu dağın adı GANINGA idi.
Ganinga dağının eteklerinde, patikalarda yürürken, üzerinde
haç işareti olan gösterişsiz bir mezar ziyaretinde bulundum.
Burada yatan, ormanın yalnız kadını da denilen Dian Fossey
adında Amerikalı bir bilim kadını. Dian Fossey 24 Eylül
l967 de bu hayvanları korumak için bir araştırma merkezi
açmış burada gorillerin tanınması ve onların haklarının
korunması için önemli çalışmalar yapmış. Dünyanın her
yerinden gelen bilim insanlarını ve öğrencileri ağırlayan
bir merkez haline gelen bu yerde, gorillerin sanıldığı
gibi etobur olmadıkları, aksine sevgi dolu ve utangaç
oldukları ortaya çıkmış. Maalesef yıllarca hayatını gorillere
adayan bu bilim kadını goril avcıları tarafından katledilerek
öldürülmüştür.
Gümüş sırtlı goriller, ot obur olup, ot ve yaprak yiyerek
yaşamlarını sürdüren, insana neredeyse genetik olarak
bire bir benzeyen, aile sistemleri aynı insanlar gibi
olan, sevimli-sevecen biraz da utangaç hayvan türüdür.
Bu dağ gorillerinin 22 farklı ses çıkardıkları, günlük
yaşamlarında kendi yaptıkları basit aletleri kullandıkları
gözlemlenmiştir.
Oldum olası vahşi yaşama ilgi duydum, bu yüzden Alaska’da
ayı gözlemlerim, Nepal, Tibet, Himalayalar daki araştırmalarımla
birlikte toplam 42 ülkede gezindim. Uganda-Kongo’ Demokratik
Cumhuriyeti ve Rwanda’nın ortak sınırları içindeki Ganinga
dağını görebilmek için de Kenya-Uganda, Kongo D.C.- Rwanda-Tanzanya
gezisine çıktım. Gümüş sırtlı dağ gorilleri benim için
bir rüya idi ve şimdi bu rüyamı gerçekleştirmek üzere
Uganda-Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırında Kisaro kasabasında
bir süre oyalanmak zorunda kaldım.
Bir sabah gorillerin yaşadığı dağa gidebilmek için özel
bir izin ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti hükümetine kişi
başı 250 $ ödemek suretiyle sıraya girdim. Çünkü grupların
da en az 4 kişilik olması gerekiyor. Nihayet sayımız tamamlandı
ve 7 adet Kongo D.C. ait tam teçhizatlı AK 47’ leri olan
(Kalaşnikof) askeri tim eşliğinde-ki asiler ve soygunculara
karşı korunmamız açısından Ganinga’nın eteklerine kadar
ciplerle turumuz başladı. Daha sonra 22 km.lik yürüyüş
başladı, akşama doğru yorgunluktan altımdaki toprak sanki
beni bırakmıyor gibi bir duyguya kapıldım sanki bastığım
yere ayağım yapışıyordu.
Güneş doğarken tekrar yürüyüşümüz başladı yürüyüşten
çok tırmanma idi, her yer orman, cangıl, patikamız yer
yer balçık çamur, Yokuş aşağı baktığımızda ormanın görünüşü
muhteşemdi. Yorgunluktan bitkin fakat mutlu bir şekilde
gümüş sırtlı gorilleri uzaktan görmeye başladım. Rehber-Asker
ikinci kez kuralları anlatmaya başladı; Gorillerle göz
göze gelinmeyecek, yüksek sesle konuşulmayacak, yanımıza
goril gelirse yere oturup başlar yere eğilip hareketsiz
kalınacak, bize dokunsa dahi panik yapılmayacak, cevap
verilmeyecek, tuvalet ihtiyaçlarımız yakın çevrede yapılmayacak,
yapılsa dahi toprağa gömülecek, fotoğraf çekilirken asla
flaş kullanılmayacak vs... uzayıp giden kurallar. Tabii
hepsine kesinlikle uyduk.
Rakım 3200 metrede gece çok soğuk oldu. Ormanda ve açık
havada sadece uyku tulumlarımız vardı ve ateş etrafında
zorlu bir gece geçirdik, bir de buna her türlü vahşi hayvanın
ortasında olduğunu bilmek, bende heyecan, korku ve gergin
bir geceye mal oldu. Sanırım birkaç insanoğluna goriller,
gorillere de bizler alıştık ve gün doğduktan sonra fotoğraf
çekmeye başladık. Bu fotoğrafları önce uzaktan, giderek
öyle bir hal oldu ki nerdeyse yüz yüze denilecek kadar
yakınlaştık. Öğleden sonra kampa dönüş yürüyüşü başladığında
sanki kalbim ve ruhum onlarla kaldı. Sanırım ruhumun bir
parçası hala oralarda.
Bu yürüyüşe çıkmadan önce pasaportlarımıza el koydular
ve bize kimliklerimizin yazılı olduğu kırmızı renkli belgeler
vermişlerdi vakit gece yarısı olmuştu, dönüşte kırmızı
kimliklerimizi verip pasaportlarımızı geri aldık. Bu arada
duvarda bir tabela gözüme ilişti. Bu dağa gelen ziyaretçilerin
listesi idi. Örneğin; Avustralya: 69, İngiltere:49 vb.
uzayan bir listeydi ve tabelada Türkiye: 3 yazılı idi,
gurur duymadım desem yalan olur.
Gümüş sırtlı goriller hayvanat bahçelerinde de fazla
görülmezler, çünkü bu hayvanların esaret altında fazla
yaşayamadıkları ve çiftleşmedikleri gözlemlenmiştir. Dünyada
sadece Uganda, Demokratik Kongo (Zaire) ve Rwanda’nın
ortak sınırı olan Ganinga dağında yaşamaktadırlar. Sayıları
tüm dünyada 650 kadardır. Nesilleri tükenmek üzeredir.
40 yıl sonra belgesellerde ve fotoğraflarda görebileceğimiz
gümüş sırtlı gorillerin adı geçen ülkeler ve tüm dünya
tarafından korumaya alınmış olması sevindiricidir.
Nesillerinin yok olmaya başlaması. Rwanda asilerinin
(on yıldır iç savaş var, bugüne kadar 800.000 insan katledilmiş)
goril eti yemesi, karaciğerinin üstün besleyici özellikleri
olması, bir takım organlarının yerlilerce, kara büyüde
kullanılması ve en kötüsü de gorillerin el ve ayaklarının
görgüsüz, insanlıktan payını almamış dolar zenginleri
tarafından kül tablası olarak kullanılmasıdır. Bu nedenlerle
sayıları da tabii ki 650 ye kadar düşmüştür.
30–40 Kişilik aileler halinde, orta Afrika’nın balta girmemiş
ormanlarında, yüksek cangıllarda yaşayan bu canlıları
pek kimse tanımıyordu. Ancak, ormanın yalnız kadını olarak
da bilinen bayan araştırmacı Dian Fossey bu hayvanları
araştırmak için yıllarını ve hayatını ortaya koydu, çok
büyük fedakârlıklarla yıllarca araştırmalar yaptı. Ta
ki l985 de goril avcıları tarafından katledilinceye kadar.
Tüm bu çalışmaları neticesinde tüm dünya bu gorilleri
daha yakından tanıdı. Dian Fossey’in ölümünden sonra yaşamını
konu alan, başrolünü Siqourney Weaver’in oynadığı “SİSTEKİ
GORİLLER” filmiyle de dünyanın ilgi odağı oldular. Büyük
çapta sivil toplum örgütleri bu gümüş sırtlı gorilleri
yaşatmak, nesillerinin sürmesi için, dünya çapında çalışmalar
yaptılar ve yapmaktadırlar.